Tiyatro ve ekranın başarılı isimlerinden Didem Balçın şu sıralar epey yoğun; filmleri ve tiyatro oyunları ile gündemde, oyunculuğu yanında çok iyi bir eş ve anne, çalışkan her daim yenilik içinde olan üretken bir sanatçı.

16 Ekim de vizyona girecek Özgür Bakar’ın yönettiği ‘HASİP ile NASİP’, 06 Kasım ‘da vizyona girecek ‘ÇAKALLARLA DANS 8 : ŞUTUTGART ÇIKARMASI’ 14 Kasım’da prömiyer yapacak ‘SKANDAL’ adlı yeni oyunu, aynı zamanda kurucu ortağı olduğu Das Das da devam JOSEPH. K, TİTUS KOMPLEKS, SERSEM KOCANIN KURNAZ KARISI oyunları yanında 17 Ekim akşamı Das Das da Yekta Kopan ile sahne de olacağı AKUSTİK HİKAYELER ve Toygan Avanoğlu ile youtube gerçekleştirdikleri ‘KEŞKE KONUŞMASAYDIK ‘ çekimleri arasındaki yoğunluğu içinde hafta içi Fenerbahçe’de buluştuk. Kahvelerimizi yudumlarken ben sordum Didem Balçın cevapladı...

Nasıl geçti bu yaz diyemeyeceğim, epey yoğun geçti değil mi?
Gerçekten çok yoğun geçti. Ama ben yoğunluktan şikâyet eden biri değilim. Aksine, üretirken, çalışırken ve yeni şeyler öğrenirken kendimi daha iyi hissediyorum. Bu yaz hem sinema hem tiyatro hem de yeni projelerin hazırlıklarıyla geçti. Bir yandan da anneliği, aile hayatını ve kendime ayırdığım zamanı dengelemeye çalıştım. Tabii arada tatil yapmayı da başardık. Benim hayatımda pek boşluk olmuyor. Bir şey bitmeden diğeri başlıyor. Galiba biraz da böyle yaşamayı seviyorum.
Oyuncu olmak hayatında nasıl gelişti?
Aslında oyunculuk benim hayatıma sonradan girmedi, ben onun içine doğdum diyebilirim. Altı yaşında TRT Ankara Radyosu Çocuk Saati’nde başladım. Sonrasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Oyunculuk Bölümü’nde eğitim aldım.
Oyunculuk benim için hiçbir zaman sadece bir meslek olmadı. İnsanları anlamanın, başka hayatlara dokunmanın ve kendimi keşfetmenin bir yolu oldu. Bir insanın içinde kaç farklı insan yaşayabileceğini bu meslek sayesinde gördüm.
Yıllar geçtikçe şunu daha iyi anladım: Oyunculukta ustalaşmak, her şeyi bildiğini düşünmek değil, hâlâ merak edebilmek. Ben hâlâ her yeni karakterde ilk günkü gibi heyecanlanıyorum.
Tiyatro, sinema ve annelik epey zor olsa gerek?
Zor tabii ama çok da güzel. Üstelik hepsi birbirini besliyor. Annelik, hayata ve insanlara bakışımı çok değiştirdi. Duygularımın derinliği, sabrım, önceliklerim değişti. Bunun oyunculuğuma da yansıdığını düşünüyorum.

Oğlum Alican doğduktan sonra zamanın ne kadar değerli olduğunu daha iyi anladım. Eskiden sadece kendime göre plan yaparken şimdi hayatımın merkezinde başka bir insan var.
Ama şuna da inanıyorum: Bir kadın anne olduğunda kendi hayallerinden, üretiminden, kimliğinden vazgeçmek zorunda değil. Ben oğlumun, çalışan, üreten, hayallerinin peşinden giden bir anneyle büyümesini istiyorum.
Her şeyi kusursuz yapabiliyor muyum? Tabii ki hayır. Zaten kusursuz olmaya çalışmayı da bıraktım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Yeşilçam’ın kült komedisi Hasip ile Nasip’i 50 yıl sonra yeniden çektiniz. Bu hafta vizyona giriyor. Nasıl geçti süreç?
Bir kere çok heyecan verici bir iş. Çünkü Yeşilçam’ın bizim hafızamızda çok özel bir yeri var. O filmler sadece sinema tarihimizin değil, çocukluğumuzun ve kültürel belleğimizin de bir parçası.

Böyle bir hikâyeyi yıllar sonra yeniden anlatmak hem büyük bir heyecan hem de sorumluluk. Çünkü insanlar o filmleri seviyor, karakterleri hatırlıyor.
Ama bizim amacımız geçmişin birebir kopyasını yapmak değil. O hikâyenin ruhunu koruyup bugünün seyircisiyle yeniden buluşturmak.
Ben Perihan karakterini canlandırıyorum. Dönemin ruhunu, komedi anlayışını ve karakterin dünyasını yakalamak benim için çok keyifliydi. Özellikle komedi de dönem duygusunu yakalamak çok önemli. Çünkü insanların konuşma biçimi, ilişkileri, hatta mizah anlayışı bile zamanla değişiyor.
Ortaya hem nostalji duygusu taşıyan hem de bugünün seyircisini güldürebilecek bir film çıktığını düşünüyorum.
Hasip ile Nasip’in Perihan’ı ile Çakallarla Dans’ın Fatma’sı arasında fark var mı?
Olmaz mı ! Çok fark var!
Ama ikisinin ortak bir noktası var: İkisi de kendi dünyalarının içinde güçlü kadınlar.

Fatma daha sert, daha doğrudan, kendi doğruları ve refleksleri olan bir kadın. Hayatla mücadele etme biçimi çok kendine özgü.
Perihan ise başka bir dönemin, başka bir toplumsal yapının kadını. Onun ilişkileri, dünyaya bakışı ve kendini ifade etme biçimi farklı.
Benim en sevdiğim şey de bu zaten. Bir gün Fatma olabiliyorum, başka bir gün Perihan. Oyunculuğun en güzel tarafı, kendimden çok farklı kadınların hayatına girebilmek.
Bir de şunu söyleyeyim, komedide kadın karakterleri sadece erkeklerin hikâyesine eşlik eden kişiler olarak görmeyi doğru bulmuyorum. Kadınların da kendi mizahı, çatışması, gücü ve hikâyesi var. Ben oynadığım karakterlerde bunu göstermeyi seviyorum.
Çakallarla Dans 8: Stuttgart Çıkarması 6 Kasım’da sinemalarda. Yine güzel bir macera olmuş sanırım. Almanya fotoğraflarınız da harikaydı.
Çakallarla Dans artık benim için sadece bir film serisi değil, kocaman bir aile.

Yıllardır birlikte çalıştığımız, birbirimizin bakışından ne düşündüğünü anlayabildiğimiz bir ekip var. O yüzden her yeni filmde yeniden bir araya gelmek çok keyifli.
Bu kez hikâyenin Almanya’ya taşınması filme başka bir enerji kattı. Stuttgart’ta çekim yapmak, farklı mekânlarda çalışmak ve karakterlerin alıştıkları dünyanın dışında nasıl davranacaklarını görmek çok eğlenceliydi.

Biz çekimlerde çok eğlendik. Umarım bu enerji seyirciye de geçer.
Bir de Çakallarla Dans’ın çok sevdiğim bir tarafı var: Seyirci karakterleri gerçekten sahiplenmiş durumda. Sanki her birkaç yılda bir eski arkadaşlarıyla buluşmaya geliyorlar. Bence bir komedi serisinin yıllarca devam edebilmesinin en önemli nedeni bu bağ.
DasDas’ta yeni Didem Balçın oyunları var mı? Devam eden oyunlarınız neler?
Tiyatro benim için her zaman çok özel. Çünkü sahnede hiçbir şeyin tekrarı yok. Her akşam aynı metni oynasanız da karşınızdaki seyirci başka, o günkü enerjiniz başka.

Yeni sezonda da tiyatro hayatımın çok önemli bir parçası olacak.
Şu sıralar beni en çok heyecanlandıran işlerden biri de Okan Bayülgen’in yazıp yönettiği, BKM ve Dada Kabare ortak yapımı Skandal. Çok güçlü ve deneyimli bir ekiple bir araya geliyoruz. Okan Bayülgen, Yılmaz Sütçü ve Eraslan Sağlam’la aynı projede olmak benim için ayrıca heyecan verici.
Ben yeni karakterlerin beni biraz zorlamasını seviyorum. Bildiğim, alıştığım alanın dışına çıkmak istiyorum. Çünkü oyuncu olarak gelişmenin yolu biraz da risk almaktan geçiyor.
Evet biraz ‘Skandal’dan bahsedebilir misin ne zaman izleyeceğiz?
Skandal 14 Kasım tarihinde Maximum Uniq Hall’da prömiyer yapıyor, 15 Kasım tarihinde de sahnelenecek dediğim gibi Okan Bayülgen’in yazıp yönettiği, BKM ve Kabare Dada ortaklığıyla sahneye taşınan yapım, resmi kayıtlardan silinmiş skan-dal dolu hayali bir geceyi konu alıyor.

1807-1809 yıllarıarasında Tuileries Sarayı’nda geçen hikaye de İmparatoriçe Josephine rolündeyim, İmparatoriçe çalınan Justine romanının kayıp sayfalarını yeniden yazdırmak için saraya gizlice aykırı yazar Marquis de Sade’ı (Okan Bayülgen) davet eder. Ancak Napolyon’un (Eraslan Sağlam) beklenmedik erken dönüşü ve kurnaz Polis Bakanı Fouché’nin (Yılmaz Sütçü) takibiyle tüm taraflar aynı akşam yemeğinde bir araya gelir. Tarihten özenle gizlenmiş bu sıra dışı buluşma; zeki ve sürükleyici bir kurgu sunuyor. Şimdiden söyleyeyim çok güzel bir iş ortaya çıktı.
Yeni projeler var mı?
Var, hem de farklı alanlarda!
Ben artık sadece oyuncu olarak değil, içerik geliştiren ve üreten tarafta da daha fazla olmak istiyorum. Dijital dünyada, YouTube’da ve farklı formatlarda geliştirdiğimiz fikirler var.
Özellikle komedi benim çok sevdiğim bir alan. İnsanları güldürmek çok kıymetli ama bunu yaparken bir şey düşündürebilmek daha da güzel.

Beni heyecanlandıran şey artık yalnızca bir rolde oynamak değil, sıfırdan bir fikrin doğuşuna ve gelişimine de katkıda bulunmak.
Bir yandan sinema ve tiyatro devam ederken diğer yandan yeni hikâyeler ve farklı formatlar üzerinde çalışıyorum.
O yüzden de Toygan Avanoğlu ve ben Todi film yapım şirketimizde başarılı işlere imza atmak için durmadan üretiyoruz
Sanırım hayatımın bu döneminin anahtar kelimesi ‘üretmek’.
Sevgili Didem kendine Didem Balçın olarak sorduğun bir soru var mı?
Aslında son dönemde üzerine çok düşündüğüm bir şey var. Biz oyuncular genellikle oynadığımız karakterlerle, projelerimizle, başarılarımızla konuşuluyoruz. Ama bütün bunların arkasında sürekli değişen, öğrenen, bazen yorulan, bazen yeniden başlayan bir insan var.

Ben artık hayatımın bu döneminde kendime daha çok şunu soruyorum: ‘Gerçekten ne yapmak istiyorum?’
Çünkü zaman geçtikçe insanın öncelikleri değişiyor. Her projede olmak değil, beni gerçekten heyecanlandıran işlerde olmak istiyorum.
Ve özellikle kadınların belli bir yaştan sonra görünmezleşmesi gerektiği fikrine hiç inanmıyorum. Tam tersine, kadınların anlatacak hikâyeleri yaş aldıkça çoğalıyor.
Ben de hem oyuncu hem anne hem de üreten bir kadın olarak yeni hikâyeler anlatmaya devam etmek istiyorum.
Bence insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, hayatının hiçbir döneminde yeniden başlamaktan korkmaması.
Filmekimi tüm hızıyla devam ediyor!
Bu yıl 25’incisi düzenlenen Filmekimi tüm hızıyla devam ediyor. 09 Ekim de başlayan 18 Ekim tarihine kadar İstanbul’da, 15-18 Ekim’de Ankara’da, 22-25 Ekim tarihlerinde İzmir ve Mersin de gerçekleştirilecek gösterimler ile devam edecek.
Filmekimi gösterimleri bu yıl İstanbul’da Atlas 1948, City’s CineWAM Nişantaşı, Kadıköy Sineması ve Paribu Art’ta gerçekleştirilecek. Ankara’daki gösterimler Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda iki salonda, İzmir’de Paribu Cineverse MaviBahçe’de, Mersin’de ise Paribu Cineverse Forum Mersin’de yapılacak.

Yılın merakla beklenen filmlerini sinemaseverlerle buluşturan Filmekimi’nin bu yılki programında, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan Cristian Mungiu imzalı Fjord filminin yanı sıra Pedro Almodóvar, Lee Chang-dong, Asghar Farhadi, Ryûsuke Hamaguchi, Hirokazu Kore-eda, James Gray, László Nemes, Paweł Pawlikowski, Gregg Araki, Andrew Haigh, Martin McDonagh, Werner Herzog, Jean-Pierre Jeunet ve Taika Waititi gibi yönetmenlerin yeni filmleri yer alıyor.
Madelet Grabbe Başusta
Türkiye'nin ilk kadın pilotlarından Madelet Grabbe Başusta’nın cesaret, azim ve başarılarla dolu hayatının ilk 2024 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’nde Nebil Özgentürk’ün çektiği ‘Madelet’ belgeselinde izlemiştim, geçtiğimiz yıl da 26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali kapsamında belgeseli bir kez daha izleyip yönetmeni Nebil Özgentürk ve Madelet Hanımın eşi Hüseyin Başusta’nın söyleşine katılmıştım.

Şimdilerde Eylül ortasında açılan ve 30 Ekim tarihine kadar görülebilecek Madelet Hanımın izlerini taşıyan kişisel eşyalarından oluşan “Bulutlara Dokunan Kadın – MADELET” sergisi, Türk İslam Eserleri Müzesi’nde.
Sergide, 321 eser, belge ve efemera ile Madelet’in havacılık kariyeri dönemini anlatan iki hiperreal heykeli, kullandığı iki adet ölçekli Magister uçağı ve THK 4 adet planör maketleri yer alıyor.

Ayrıca, sergi salonunda kurulan 50 metrekarelik gösterim alanında, yönetmenliğini Nebil Özgentürk’ün üstlendiği, yapımcılığını Hüseyin Başusta’nın yaptığı, ulusal ve uluslararası film ve belgesel festivallerde sekiz ödül kazanan ve özel gösterimleri yapılan "Madelet - Rüzgâra Karşı Zorlu ve Cesur Bir Yürüyüşün Öyküsü" adlı belgesel de izlenebiliyor.
Sergi, ilk kadın pilotlarımızdan Madeleti'in kendi kanatlarıyla yükselişini ve gelecek nesillere bıraktığı ilham veren zengin mirası gözler önüne seriyor.
Türk havacılığının gelişmesine ve gençlerin gökyüzüyle tanışmasına öncülük eden Türk Hava Kurumu çatısı altında başlayan ve Ankara’dan dünyaya uzanan bu yolculuk, sergide yeniden hatırlanıyor.
Sergi, yalnızca bir havacının hayatını anlatmıyor, bir Cumhuriyet kadınının kendi yolunu çizme cesaretinden yola çıkarak; kadınların eğitimden havacılığa, iş dünyasından toplumsal yaşama uzanan mücadelesine ve bir insanın hayatı boyunca oluşturduğu kültürel mirasa ışık tutuyor.
Sergi, ilk kadın pilotlarımızdan Madeleti'in kendi kanatlarıyla yükselişini ve gelecek nesillere bıraktığı ilham veren zengin mirası gözler önüne seriyor.
’12 Umut, Binlerce Renk’
Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), kanser tedavisi gören çocuklar ve ailelerine destek olmak amacıyla düzenlediği “12 Umut, Binlerce Renk” sergisinde 12 sanatçının eserini 15 Ekim tarihi itibari ile Caddebostan Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

Altan Çelem, Aygün Tuğay, Bahri Genç, Devrim Erbil, Didem Ünlü, Gazi Sansoy, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Mahir Güven, Saim Erken, Selahattin Aydın, Serap Muratanoğlu ve Yalçın Gökçebağ’ın eserlerinin yer alacağı sergide, eser satışlarından elde edilen gelir KAÇUV’a bağışlanacak.
Digital Film Festivali
27 ülkeden başvuru alan ve 2024 yılında Türkiye’de ilk kez yapay zekâ destekli filmler için ayrı bir yarışma kategorisi açan DFFI,16 -20 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Bu yıl “Ortak Bir Gelecek Mümkün mü?” sorusunu merkeze alan DFFI 2026, dijital dönüşümün sinema üzerindeki etkilerini etik, estetik ve yaratıcı üretim perspektifinden ele alıyor. İnsan merkezli dijital dönüşümü bu sene odağına alan festival, teknolojiyi yalnızca yeni üretim araçları sunan bir gelişme olarak değil; insan hayal gücünü genişleten, anlatı olanaklarını çoğaltan ve yaratıcı sorumluluğu yeniden tanımlayan bir unsur olarak değerlendiriyor
Festival de kurmaca, animasyon, belgesel, deneysel, moda filmi ve yapay zekâ destekli film olmak üzere altı yarışma kategorisinde 18 Finalist ve 7 Official Selection filmiyle izleyici karşısına çıkacak.
Finale kalan yapımlar; ulusal ve uluslararası usta isimlerden oluşan DFFI 2026 Ana Jürisinin değerlendirmesi ile ödüller 20 Ekim akşamı Fişekhane Ana Sahne’de gerçekleşecek Kapanış ve Ödül Töreni ile sahiplerini bulacak.
Festivalin bu seneki Ana Jürisinde ; Mine Çayıroğlu, Hüseyin Karabey, Uğur İçbak, Hüseyin Kuzu,Tümay Özokur, Serkan Semiz, Alkan Avcıoğlu, Andres Aloi ve Oleksandr Zemlyanyy yer alıyor.
Pinokyo Kapanı sizi esir alacak!
Önay Yılmaz’ın yeni kitabı ‘Pinokyo Kapanı’ geçtiğimiz günlerde Toros Yayınevi tarafından yayınlandı.
Sarı basın kartı sahibi olan ir çok gazete ve tv kanalında çalışan Yılmaz yayınladığı Nazilerle Beş Yıl, Bandırma Yolcuları, Türkler, Poseidon’un Laneti, Ölüm Deltası, Heybeliada Cinayetleri, Günbatımı Cinayetleri, Senin de Canın Yanacak, Av, Seni Hiç Aldatmadım, Öğleden Sonra Cinayetleri, Matematik Cinayetleri, Cemre Düştü, Bodrum’da Mandalina Cinayetleri, Antropolojist, Troçki Evi yanında Dark Polisiye (2. Kitap) ve Kilitli Odaların Esrarı adlı kolektif kitaplarda da birer polisiye öyküsü bulunmakta olan Yılmaz yine şahane bir iş ortaya çıkarmış.

Önay Yılmaz’ın son kitabı Pinokyo Kapanı vicdan ve polisiye gerilimi buluşturan yüksek tempolu, tabiri caiz ise soluk soluğa okunacak türden. Polisiye kurgunun temposu kitaba yansımış, okuyucuyu cinayet soruşturması ve hesaplaşmanın içine almış çok canlı bir eser olmuş. Yalan yazarsan ölürsün...
