Geçtiğimiz günlerde Frankfurt’ta gerçekleşen 26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nde Onur Ödülü alan Sibel Kekilli, demeçleri ve duruşu ile dikkat çekti.
Aynı geccede Vahide Perçin ve Erdal Özyağcılar’a da Onur Ödülü takdim edilirken festival bu yıl Vefa Ödülünü 30 yıl evvel aramızdan ayrılan Yılmaz Zafer adına sanatçının eşi Perihan Savaş ve oğlu Savaş Zafer’e verdi. Geccenin sunucuları ise Yekta Kopan ve Ebru Susur Atlı'ydı.
Kekilli göç filmleri üzerine kendisine yöneltilen soruya; “Göç hikayeleri her zaman ilgimi çekiyor. Ama maalesef iyi hikâye her zaman çıkmıyor. Ben Almanya’da doğdum, kendimi Alman gibi hissediyorum ama aynı zamanda da ben bir Türküm” diyerek yanıtladı.
Festivalin açılış gecesinde ödülünü alan Kekilli, ödül töreni sonrasında sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği özel bir söyleşide hayranlarıyla bir araya geldi.
Alman Film Müzesi’nde (DeutschesFilmmuseum) gerçekleştirilen, moderatörlüğünü sinema eleştirmeni ve Filmfest München Yeni Alman Sineması Eş Programcısı Urs Spörri’nin yaptığı söyleşide Sibel Kekilli, rol aldığı filmler ve canlandırdığı güçlü kadın karakterler üzerine dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Festival sürecinde sanatçıyı geçtiğimiz ay evlendiği menajeri aynı zamanda fotoğrafçı ve yazar olan Andreas Daurer bir an bile yalnız bırakmadı.
Başarılı oyuncu, canlandırdığı güçlü kadın karakterleriyle ilgili soruyu, “Aslında ben bu rolleri özellikle aramıyorum, bu tarz roller beni bir şekilde buluyor diyebilirim” diye yanıtladı.
Fatih Akın’ın yönettiği ve uluslararası alanda büyük ses getiren “Duvara Karşı” filmi hakkında da konuşan Kekilli, göç hikâyelerine her zaman ilgi duyduğunu belirterek; “bu inanılmaz heyecan verici bir durum. Göç hikâyeleri her zaman çok ilgimi çekiyor. Maalesef konuyla ilgili her zaman iyi hikâyeler olmuyor. Ben bu ülkeyi çok seviyorum. Almanya’da doğdum, kendimi Alman gibi hissediyorum ama aynı zamanda ben bir Türk’üm.”
Göçmenlerin yaşadığı sorunların yalnızca Türkiye ve Almanya arasında değil, dünyanın birçok yerinde yaşandığını ifade eden Kekilli, ayrımcılığa da dikkat çekti.
“İnsanlar isimlere takılıyor ama bir insanın isminin Ali ya da Ayşe olması önemli değil. Ayrıca bu ayrımcılık sadece Türklere karşı değil, başka ülke insanlarına karşı da yapılıyor. Bu çok üzücü” diyen Kekilli, “Duvara Karşı” ve “Eve Dönüş” filmlerindeki performansları hakkında yöneltilen soruları da yanıtladı.
Her iki projede de yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten başarılı oyuncu, “iki filmimi de çok seviyorum. Hepsi çok iyi yazılmış senaryolardı. Üzerinde çok çalıştık ve sanırım güzel de oldu” dedi.
Dünyaca ünlü “Game of Thrones” dizisinde rol alan Sibel Kekilli söyleşide, 50 kişi arasından seçildiği dizideki deneyimlerini de paylaştı. Projeyi öncelikle fantastik bulduğunu, kendisine göre olmadığını düşündüğünü ifade eden Kekilli, “ön yargılı olduğum bir iş çok güzel gelişti ve düşündüğüm gibi sadece fantastik bir iş olmadı. Ve, önce iki bölüm için anlaştığım projede sonrasında uzun süre yer aldım” dedi.
TÜMAY ÖZOKUR AKADEMİ TİYATROSU’NDAN
“ÖLÜMÜNE CİNAYET”
Sanat dünyasına büyük değerler katan Tümay Özokur’un kurduğu Tümay Özokur Akademi Tiyatrosu bu sezon Peter Gordon’un yazdığı, Mine Tüfekçioğlu’nun yönettiği “Ölümüne Cinayet” adlı oyunu Tümay Özokur Akademi Tiyatrosu oyuncularının muhteşem performansıyla geçtiğimiz akşam Kadıköy’de Tiyatro Ak’la Kara Sahnesi’nde sahneledi.
‘Ölümüne Cinayet’adlı oyunda Aleg Johan, Berfin Coşkunırmak, Büşra Koşucu, Cihan Korkmazcan, Derya Şahin, Dilara Layık, Ecevit Balı, Gencer Göksu, Mertcan Sönmez, Muhammed Buhra Akkaya, Nilgün Namlı ve Reggie Laven rol aldı. Sahne gerisinde ise reji asistanları Yıldız Batu ve Elina Karakış, makyajda Ceylan Abacı görev alırken oyunun afiş tasarımı ise Şahin Tuhan tarafından hazırlandı.
Kalabalık bir seyirci kadrosunun katıldığı oyun sonrası, tüm ekip ve davetliler, pasta kesimiyle bu özel geceyi kutladı. Tümay Özokur'un neşeli tavırlarıyla başlattığı pasta savaşı, kısa sürede kahkahalarla dolu anlara dönüştü. Konukların yüzüne bir parmak pasta süren Özokur, "Pastayı tatmayan kalmasın!" diyerek gecceye tatlı ve unutulmaz bir anı daha ekledi.
Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta!
Haziran ayının ilk günlerinde Çeşme Altın Yunus Otel’de başarı iler gerçekleşen Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), 10-12 Temmuz tarihleri arasında şimdi de Kars’ta gerçekleşecek.
Gülper Ergün’ün başkanlığını yaptığı Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonunda düzenlenecek film gösterimleri, söyleşiler, paneller ve özel buluşmalar; gastronominin kültürel boyutunu sinemanın anlatım gücüyle buluştururken, katılımcılara ilham verici deneyimler sunmaya hazırlıyor.
Uluslararası Gastronomi Film Festivali kapsamında Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği ev sahipliğinde, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu’nun destekleriyle Boğatepe’de gerçekleştirilecek özel program ile ise gastronomi, sinema, eğitim ve kültür bir araya gelecek. Etkinlikler kapsamında Köy Enstitülerinin mirasını ele alan sergi, film gösterimleri, yönetmen söyleşileri ve paneller katılımcılarla buluşacak.
Müzik dinletileri, yerel lezzetlerin sunulduğu buluşmalar ve Zavot Köy Öğretmeni Kültür ve Sanat Evi’nin hikayesine odaklanan söyleşilerle zenginleşecek program, Boğatepe’nin kültürel mirasını görünür kılarken katılımcılara Anadolu’nun üretim, dayanışma ve eğitim hafızasına dair özgün bir deneyim sunacak.
UGFF’nin Yönetim Kurulu'nda kurucu Direktör Gülper Ergün’in yanında , Gastronomi Küratörü Yalçın İnam, Medya ve İletişim Direktörü Yağmur Yağcı, Etkinlik ve Program Koordinatörü Seda Kanburoğlu ve Festival Asistanı Delfin Can yer alıyor.
Festival kapsamında alanında uzman isimlerin katkılarıyla gerçekleşecek etkinlikler, sürdürülebilirlikten yerel üretime, kültürel mirastan yaratıcı endüstrilere uzanan farklı başlıklarda yeni bakış açıları geliştirmeyi hedefliyor. Kars’ın eşsiz doğal ve kültürel dokusunu merkeze alan festival programı; ücretsiz açık hava film gösterimleri, müze ziyaretleri ve bölgenin gastronomik değerlerini öne çıkaran özel etkinliklerle zenginleşecek. Katılımcılar, şehrin tarihi ve kültürel mirasını keşfederken yerel lezzetlerle buluşma fırsatı da yakalayacak.
Kırık Yansımalar Üzerine!
Büyü Bozumu, Benim Kalbim Dikdörtgen, Kedi Uykusu adlı roman, İçime Karga Uçuştu öykü, Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskop’tan Dünya adlı deneme kitaplarının yazarı olan Tuba Ayşe Özgür , yakın zamanda çıkardığı yeni kitabı ‘Kırık Yansımalar Üzerine ‘ ile dikkat çekiyor.
1993 yılında Communication Art’s Studio’da yaratıcı yazarlık eğitimi, 1994-1998 yılları arasında Çisenti ve Postüla adlı tiyatro gruplarında oyunculuk ve oyun yazarlığı eğitimi alan yazar Amerikan ANU üniversitesinde Psikoloji ve Sosyoloji okumakta.
Başarılı yazar aynı zamanda beden, hafıza ve benlik arasındaki ilişkiyi farklı metinler üzerinden varoluşçu bir şekilde ele alıyor.
‘Kırık Yansımalar Üzerine ‘ klasik anlamda bir olay örgüsü ya da belirgin karakterlerden çok, duygu ve hafıza ön planda yer alıyor. Bu nedenle okur, parçalı bir anlatının içinde ilerliyor. Bu durum geleneksel öykü okuru için bir zorlayıcı olabilir. Ancak kitabın poetik tercihi hikâye anlatmaktan çok, karakterlerin ruh hâlini ve deneyimlerini görünür kılmak.
Kitabın anlatısında tekrarlar önemli bir yere sahip. Aynı imgeler, aynı kokular, aynı kırıklar farklı metinlerde yeniden karşımıza çıkıyor. Bu tekrarlar bazı bölümlerde metnin ritmini güçlendirirken bazı bölümlerde aynı duygunun etrafında dolaşılıyormuş hissi uyandırabiliyor. İmgesel dilin bazı bölümlerde sık ve üst üste gelmesi okurun duygusal temas kurmasını zorlaştırabilir.
Kitabın en güçlü taraflarından biri de hafızanın daha somut bir alan olarak kurulması. Bu metaforik alan, travmanın bedenleşmiş hâline dönüşüyor. Burada beden konuşuyor, nesneler kayıt tutuyor. İnsan geçmişini yalnızca hatırlamıyor; onu eşyalarda, kokularda yeniden yaşıyor. Özellikle “Ayaksız” ve “Ölü Çocukluğum” gibi metinlerde bu yaklaşım belirgin biçimde hissediliyor.
Kitabın fotoğraflarını Nihal Gündüz hazırlamış. Fotoğraflar metinleri açıklamıyor; travmanın parçaları olarak karşımıza çıkıyor, görsel bir deneyim sunuyor.
Kırık Yansımalar, yer yer bilinç akışının fazlasıyla olduğu, kolay okunan ve hızlı tüketilen bir kitap değil. Ancak hafıza, beden ve travma üzerine düşünen okurlar için dikkat çekici bir okuma deneyimi sunuyor.
Bursa Kültür Park’ta Yaz Gecceleri!
Bursa’da yaz gecceleri bir başka Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda Temmuz ayında gerçekleşecek konserler 2026 yaz geccelerine adeta damga vuracak.
Pop müzikten alternatif sahneye, eğlenceden nostaljiye uzanan geniş programıyla dikkat çeken konser serisi, Bursalılara dopdolu bir yaz vaat ediyor.
Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu – Konser Takvimi
14 Temmuz Salı: Mert Demir
17 Temmuz Cuma: Yıldız Tilbe
22 Temmuz Çarşamba: Gülşen
25 Temmuz Cumartesi: Hayrettin ile Kaos Night
26 Temmuz Pazar: Yaşar
Jolly Joker’in 20 yıllık deneyimiyle hazırladığı bu özel konser serisi, Bursa’nın yaz eğlence takviminde şimdiden en çok konuşulan etkinlikler arasında yerini aldı. Müziğin dev isimleri, yaz boyunca Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranlarıyla buluşacak.