Maltepe’nin Denizde Kalan Hatırası
Bazı şehirlerin hafızası kitaplarda değil, insanların kalbinde yaşar.
Bir zamanlar Maltepe denildiğinde akla yalnızca apartmanlar, yollar ve kalabalık sahil gelmezdi. Maltepe; deniz demekti, tren demekti, yaz akşamları demekti. Plaj sepetlerini koluna takıp trene binen aileler, denize koşan çocuklar, sahilde güneşlenen gençler ve İstanbul’un Anadolu yakasında yazın tadını çıkaran binlerce insan demekti.

Ve bütün bu hatıraların ortasında, denizin üzerinde zarif bir siluet yükselirdi:
Bakireler Anıtı…
Bugün Maltepe’de ona baktığımızda belki denizin nerede olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. Çünkü deniz çekilmedi; şehir denizin üzerine doğru yürüdü.
Ama anıt kaldı.
İşte hikâyenin en hüzünlü tarafı da burada başlıyor.
Bir sebze bahçesinden İstanbul’un ünlü plajına
Süreyya İlmen Paşa, İstanbul’un yalnızca askerî ve siyasi hayatında değil, şehircilik ve sosyal yaşamında da iz bırakmış önemli isimlerden biriydi. Maltepe sahilinde bulunan sebze bahçesinin bulunduğu alanda modern bir plaj kurma fikri 1939 yılında ortaya çıktı.
İnşaat başladı ancak II. Dünya Savaşı nedeniyle çalışmalar kesintiye uğradı. Nihayet 8 Haziran 1946’da Süreyya Plajı hizmete açıldı. Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki plaj; soyunma kabinleri, büfesi, gazinosu, oteli ve diğer tesisleriyle döneminin dikkat çeken modern plajlarından biri oldu. (Şehir Hastanesi )
Üstelik plaja ulaşmak da bugünkü gibi değildi.
Tren vardı.
İnsanlar İstanbul’un farklı bölgelerinden banliyö trenlerine biner, ellerinde plaj çantalarıyla Maltepe’ye gelirlerdi. Demiryollarının plaja ulaşımı kolaylaştırması, Süreyya Plajı’nın İstanbul’un önemli günübirlik eğlence merkezlerinden biri haline gelmesine katkı sağladı.

Bugünün İstanbul’unda bir sahile gitmek sıradan gelebilir.
Ama o yıllarda Süreyya Plajı’na gitmek başlı başına bir yaz ritüeliydi.
Ve denizin ortasında bir anıt…
Sonra Süreyya İlmen Paşa, plajın bir sembolünün olması fikrini ortaya koydu.
1953 yılında, kıyıdan yaklaşık 50 metre açıkta, denizin içerisindeki kayalıkların üzerine Bakireler Anıtı yapıldı. Altı sütunun taşıdığı kubbeli yapı, ortasındaki Venüs heykeliyle plajın simgesine dönüştü.
Burada önemli bir ayrıntı var.
Anıtın “evlenmek isteyen genç kızların dilek dilediği antik bir tapınak” olduğu şeklindeki anlatı yıllar içerisinde Maltepe hafızasının önemli bir parçasına dönüştü. Ancak Süreyya İlmen Paşa’nın kendi açıklamasına göre yapı, Avrupa’daki park ve su kenarlarında gördüğü benzer yapılardan ve Antik Yunan’daki bakireler mabedi anlatısından esinlenilerek, plajın sembolü olması amacıyla yaptırılmıştı. (Kültür Sanat İstanbul )
Zaman içerisinde ise hikâye halkın elinde başka bir güzelliğe dönüştü.

Evlenmek isteyen genç kızlar anıta doğru yüzüyor, dilek tutuyor, “Acaba benim de kısmetim çıkacak mı?” diye umut ediyordu.
Belki bilimsel bir gerçek değildi.
Ama şehirlerin hafızası zaten yalnızca bilimsel gerçeklerden oluşmaz.
Bazen bir şehrin hafızasını inanılan hikâyeler oluşturur.
Maltepe’nin “Kız Kulesi”
Bakireler Anıtı bir süre sonra yalnızca mimari bir yapı olmaktan çıktı.
Maltepe’nin simgesi oldu.
İnsanlar için denizin ortasında buluşma noktasıydı. Çocuklar yüzerek ona ulaşmayı marifet sayardı. Gençler için romantik bir fondu. Fotoğrafçılar için İstanbul’un başka hiçbir yerinde bulunmayan bir manzaraydı.
Bir dönem Maltepe’nin küçük bir “Kız Kulesi” gibiydi.
Fakat İstanbul büyüdü.
Sahil dolguları yapıldı.
Ve bir gün deniz, anıtın yanından çekilmiş gibi göründü.
Aslında deniz gitmedi.
Şehir denizin üzerine geldi.
Maltepe sahilindeki dolgu çalışmaları sonucunda bir zamanlar denizin yaklaşık 50 metre açığında bulunan anıt karada kaldı. Süreyya Plajı da zaman içerisinde ortadan kalktı. Böylece denizle özdeşleşmiş anıt, bir gün kendisini yolun ve yapılaşmanın arasında buldu.
Düşünsenize…
Bir zamanlar insanların yüzerek ulaştığı yere artık otomobiller geçiyor.
Bir zamanlar martıların çevresinde dolaştığı sütunların yanından şimdi şehir hayatı akıyor.
İşte İstanbul’un değişimi bazen tam olarak budur.
“Eskiden burada deniz vardı…”
İstanbul’da bazı cümleler insanın içine dokunur.
“Burada eskiden deniz vardı.”
Maltepe’de Bakireler Anıtı’na bakarken insanın aklına ister istemez bu cümle geliyor.
Bir zamanlar genç kızların dilek tuttuğu, insanların yüzerek ulaştığı, teknelerin yanından geçtiği o anıt şimdi bize yalnızca geçmişi anlatıyor.
Ama aslında çok daha fazlasını anlatıyor.
Bir şehrin nasıl değiştiğini…
Bir plaj kültürünün nasıl yok olduğunu…
İstanbul’un denizle kurduğu ilişkinin nasıl dönüştüğünü…
Ve belki de en önemlisi, insanların çocukluklarının nasıl şehirlerin içinde kaybolduğunu…
Süreyya Plajı sadece bir plaj değildi
Süreyya Plajı’nı yalnızca “eski bir plaj” diye anlatmak haksızlık olur.
Burası İstanbul’un modern şehir yaşamının oluştuğu dönemin önemli sosyal mekânlarından biriydi. Maltepe’nin gelişiminde de önemli rol oynadı. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihsel gelişim sayfası da Süreyya Plajı’nın 1946’da açılmasını ve Bakireler Anıtı’nın 1953’te yapılmasını Maltepe’nin Cumhuriyet dönemindeki önemli dönüm noktaları arasında gösteriyor.
Hatta plaj ve Bakireler Anıtı sinemaya da konu oldu. 1951 yapımı “Ne Sihirdir Ne Keramet” filminde Süreyya Plajı ve Bakireler Anıtı görülebiliyordu. Böylece yapı yalnızca Maltepe’nin değil, erken dönem Türk sinemasının da görsel hafızasında yer aldı. (Maltepe Belediyesi )
Bugün anıta baktığınızda…
Bugün Bakireler Anıtı’nın yeniden görünür hale getirilmesi, yalnızca eski bir yapının korunması değildir.
Bu, İstanbul’un kent hafızasının korunmasıdır.
İBB tarafından anıtın yeni yerine taşınması ve çevresinin düzenlenmesiyle yapı yeniden kamusal alanın önemli bir parçası haline getirildi. Projenin amacı da anıtı yeniden görünür kılmak ve Maltepe’nin simgelerinden biri olarak yaşatmak olarak açıklandı.
Fakat benim için Bakireler Anıtı’nın en önemli tarafı hâlâ başka.
O anıt bana denizi hatırlatıyor.
Artık yanında olmasa bile…
Çünkü bazen bir anıt bulunduğu yeri değil, kaybettiğimiz yeri anlatır.
Süreyya Plajı artık yok.
O eski tren yolculukları yok.
Plaj sepetleri, kabinler, gazinolar, eski yazlık hayatı yok.
Denizin ortasından anıta yüzerek giden gençler de yok.
Ama onların kahkahaları bir yerlerde hâlâ duruyor.
Belki eski bir fotoğrafta…
Belki sararmış bir aile albümünde…
Belki 1960’ların bir 8 mm filminde…
Belki de bugün Bakireler Anıtı’nın önünden geçen yaşlı bir Maltepeli’nin gözlerinde…
Ve insan o an şunu düşünüyor:
Şehirler büyüyor, yollar değişiyor, sahiller doluyor, binalar yükseliyor.
Ama bazı hatıralar betonun altında kalmıyor.
Çünkü onlar insanların kalbinde yaşamaya devam ediyor.
Süreyya Plajı da böyle…
Bakireler Anıtı da…
Maltepe de…
Belki de İstanbul’un en güzel tarafı tam olarak burada:
Geçmiş hiçbir zaman tamamen gitmiyor.
Bazen bir anıtın altı sütununda, bazen eski bir tren istasyonunda, bazen bir siyah-beyaz fotoğrafta, bazen de “Ben çocukken burada denize girerdim” diyen bir insanın cümlesinde yeniden karşımıza çıkıyor.
Ve Bakireler Anıtı bize sessizce şunu söylüyor:
“Deniz gitmedi… Sadece İstanbul biraz fazla büyüdü.”
