• 16 NİSAN Salı 20:37
  • HV
Advert

Bodrum, neden Bodrum?

Gürkan Boztepe
Gürkan Boztepe
Yayın Tarihi : 19-06-2023 16:46

Aslında Bodrum denilince ilk akla gelen şeyleri sayın desem;

*Sünger

*Mavi

*Zeki Müren


* Halikarnas

*Kardak kayalıkları

*Tekne turları

*Mandalina

*Kabak Çiçeği Dolması

*Bodrum Çökertmesi (Çökertme kebabı)

*Sarmaşık Kavurması

*Gulet ahşap yatlar

 

Tabi bunlar benim Bodrum’um için geçerli şimdilerde ise;

*Yalıkavak Marina

*Butik oteller

*Trafik

*Lahmacun

*Arabada müziği açmış insanlar

*Marina‘da süper yatlar

*Beach Club

*Gündüz makyajlı kızlar

Şimdi gelelim Bodrum tarihine;

Bodrum, Yunan ve Anadolu uygarlıklarının kesişme noktası olan topraklar üzerinde yer almaktadır. Leleg, Karia, Pers, Dor, Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi çeşitli uygarlıklara ait arkeolojik buluntular yöre ve çevresinin yedi bin yıllık bir geçmişi olduğuna işaret etmektedir. Bodrum antik çağda Karya Bölgesinin en önemli liman kentlerinden biridir. Burada tarihin babası olarak tanınan Herodotos ve tarihin ilk kadın amirali I.Artemisia gibi pek çok önemli kişi yaşamıştır.

Bodrumlu tarihçi Heredotos'un kaynaklarına göre Bodrum'da yaşam M.Ö. 1.000 yılında Dorlar tarafından şu an kalenin bulunduğu bölgeye kurulan şehirle başlamıştır. Şehir daha sonra Lidyalıların ve Perslerin egemenliğine girmiş olsa da en parlak dönemlerinden birini Karyasatraplığının egemenliği altındayken yaşamıştır. M.Ö. 334 yılında Büyük İskender'in gerçekleştirdiği fetihler sırasında yıkılıp yakılan Bodrum, uzun bir süre boyunca toparlanamamış, İskender'in ölümünden sonra bir süre generaller tarafından yönetilmiştir. MÖ 133’te Romalıların himayesi altında olan Bodrum, Roma’nın ikiye bölünmesinden sonra (MS 324) ise Aphrodisias Metropolitliği’ne bağlı bir piskoposluk olarak varlığını sürdürmüştür.

11. yüzyılda Türklerin eline geçen Bodrum, 13. yüzyılda Menteşe Beyliği'nin bir parçası olmuştur. Bodrum, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. I. Dünya Savaşı sonunda (11 Mayıs 1919) İtalyanlarca işgal edilen Bodrum, Kurtuluş Savaşı’yla birlikte Türkler tarafından geri alınmıştır.

Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Mausoleum Halikarnassos şehrinde inşa edilmiştir. Depremler ve istilaların etkisiyle zamanla yıkılan mozolenin mermerden taşları Bodrum Kalesi'nin yapımında kullanılmıştır. Kaleyi 15. yüzyılda Hıristiyan Şövalyeler inşa etmiştir. İnşaat 100 yıllık bir sürede tamamlanmıştır. Papa kalenin bitmesi için kalenin yapımında çalışanlara endülijans kâğıtları dağıtmıştır. Bodrum şehri Anadolu toprakları üzerinde en son ele geçirilen Hristiyan toprağıdır. Şehir II. Mehmed zamanında kuşatıldıysa da ancak I. Süleyman'ın Rodos Seferi sırasında ele geçirilebilmiştir. Bodrum Kalesi bugün dünyanın en büyük 2. Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermektedir. Doğu Akdeniz'de ayakta kalan en sağlam kaledir. Bodrum şehri ise pek çok kültürel etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

Bu kadar değerli şehir aslında neden marka: Bana göre sebebi çok basit ,Ülkemizin özgürlük merkezi.Herzaman böyle olmuştur. Eğlence ve stres atmak isteyen buraya gelir. Zeki Müren bile Bodrum’a yerleşmiş daha ne olsun.

Daha önce ağabeyimlerin işlettiği (Mesut & Cengizhan) Gümüşlük Eklisya‘da Can Yücel dahil pek çok felsefik kişiyi ağırladığımızı hatırlıyorum. Şimdi ki gençler Zeki Müren’i ; Cem Yılmaz’ın filmlerinden flu olarak algılamaya çalışsalar da bizim ‘’Boztepe‘’ yatında Bardakçı Koyu'nda veya Bodrum yatlimanında birlikte şarkılar söyleyip, anneme fıkralar anlatan özel bir muhabbet insanı olarak hatırlıyorum.

‘’Halikarnas Disco ‘’Süleyman Demir’in işlettiği şaşalı yıllarda o zaman Cumhurbaşkanı Turgut Özal başta olmak üzere tüm yabancı ve yerli üst makamların eğlence noktası olduğunu hatırlıyorum. Tam karşısındaki ‘’Mavi ‘’nin ise entelektüel sohbetler için buluşma noktası olduğunu hatırlıyorum.

Halikarnas karşısındaki yokuştan çıktığınızda (solda Zeki Müren evini geçer geçmez) sağa döndüğünüzde ‘’Manastır Otel’’ de tüm İstanbul sosyetesinin mükemmel manzaralı odaları tutabilmek için Genel müdürü Mümtaz Göztepe’ye yaranmaya çalıştığı günleri hiç unutmuyorum.

Şimdi değerli kızı ‘’Zeynep Göztepe‘’ Bodrum Belediyesine değer katmaya devam ediyor.Gerek Kültür sanat gerekse Vip Turizmdeki misafir ağırlama tecrübeleri aslında babasının genlerinden geçme olduğunu biliyoruz.Buradan annesi Serap Göztepe hanıma da selamlar .

Gelelim Kardak Kayalıkları krizi ve gerçek çılgın gazeteci Cesur Sert kardeşime …Bize böyle adamlar lazım. Bıktım artık standart insanlardan.Kardak krizini hatırlatmama gerek var mı?

25 Aralık 1995 tarihinde Yunanistan ile Türkiye arasında Figen Akat isimli Türk bandıralı kargo gemisinin Kardak Kayalıkları'nda karaya oturması sonucu Türk ve Yunan kurtarma ekipleri arasında çıkan anlaşmazlık sonucu patlayan diplomatik ve askerî krizdir. İki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Olayı 20 Ocak 1996 tarihinde ilk kez Yunan Gramma gazetesi kamuoyuna duyurmuştur

Figen Akat isimli Türk kargo gemisi, 25 Aralık 1995 tarihinde Ege Denizi'ndeki Bodrum'un 6,1 kilometre (3,8 mi) uzaklığındaki Kardak Kayalıkları'nda karaya oturdu. Yunan yetkilileri geminin kaptanıyla irtibata geçip yardım teklifinde bulundu. Bunun üzerine geminin kaptanı, kayalıkların Türk kara sularında olduğunu belirterek yardımlarını istemedi. Gemi kaza yerinden kendi motorlarıyla kurtulmayı başardı.

Hem Yunanistan hem de Türkiye söz konusu kayalıkların kendi sınırları içerisinde olduğunu öne sürmekteydi. Bir Yunan gazetesi olayları manşete taşıyıp kamuoyuna duyurdu. Bunun üzerine çevre adalardan birisinin belediye başkanı yanında Yunan bir papaz ile birlikte doğudaki kayalıklara Yunan bayrağı dikip Yunan marşını okudu. Dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen'e göre Yunanistan, kendilerine notalar gönderip kayalıkların kendi sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ederek bir kriz çıkarmaya başlamıştı. Söz konusu kayalıkların kime ait olduğu antlaşmalarla belirlenmemişti. Türk tarafı da tepki olarak nota gönderdi. Daha sonra 27 Ocak'ta Türk gazeteciler Yunan bayrağını indirip kayalığa Türk bayrağı diktiler. Bunun üzerine Yunanistan ordusu kayalıklara asker çıkarıp kayalıkları denizden abluka altına aldı.

Türk bayrağının dikilme haberi Ankara'da büyük bir sevince yol açtı. Bu haber ABD'ye de ulaştı. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, her iki tarafa itidal çağrısı yapıyor, bölgede küçük kayalıklardan daha önemli meseleler, ortak çıkarlar olduğunu söylüyordu. Geceyi sabaha bağlayan saatlerde Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke, Türk Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen'e haberi doğrulamak için telefon açtı. Hattın bir ucunda Yunan Dışişleri Bakanı TheodorosPangalos da vardı. Holbrooke'un Onur Öymen'e, "Türkiye'nin Kardak'a asker çıkarmayı planladığını duyduk, doğru mu?" diye sormasından sonra Öymen "Hayır, böyle bir plan yok, askerler zaten orada." diyerek haberi doğruladı. Yunanistan gerçekten Türk askerlerinin Yunan gemilerini geçip adaya çıkarma yapıp yapmadıklarını görmek için adaya bir helikopter gönderdi. Keşif uçuşu sonrasında gece 3 sularında Türklerin kayalıklardaki askerî varlığı doğrulandı. Türk medyasına göre keşif uçuşu yapan Yunan helikopteri arızalandı ve TCG Yavuz'un yardım tekliflerini reddetti. Yunan helikopteri düştü ve helikopterdeki üç kişilik Yunan mürettebatı kazada hayatını kaybetti

Bu önemli saatlerde adaya helikopter ile atlayan gazeteci Cesur Sert idi.

Sünger: Bir dönem Bodrum'da denizciliğin en önemli kollarından ve Bodrum yarımadasının en önemli geçim yollarından biri olmuş süngerciliğin geçmişi, Ege yöresinde en azından bundan üç bin yıl öncesine gitmektedir. Eldeki verilere göre, süngerden ilk kez bahseden, antikçağ Ege'sinin ünlü ozanı Homeros'tur.

Cevat Şakir Kabaağaçlı 1890 yılında Girit’de doğmuştur. Bodrumun antik çağdaki adı olan Halikarnasos isminden esinlenerek kendine Halikarnas Balıkçısı adını vermiştir. Babasının görevi nedeniyle çocukluğunu Atina’da geçirmiştir.

İlköğrenimini Büyükada Mahalle mektebinde okumuştur. Orta öğrenimini ise Robert Koleji’nde bitirmiştir. Buradan mezun olduktan sonra İngiltere’ye gitmiştir. Cevat Şakir Kabaağaçlı dört yıl boyunca Oxford Üniversitesi’nde okumuştur. Yakın Çağlar Tarihi bölümünü bitirmiştir.

Mezun olduktan sonra ülkeye dönmüştür. Çok çeşitli dergilerde yazıları yayımlanmıştır. Asker kaçakları ile ilgili bir yazısı nedeniyle Bodrum’a sürgün edilmiştir. Bir buçuk yıl Bodrum’da sürgün hayatı yaşadıktan sonra İstanbul’ gelerek cezasının yarısını da burada çekmiştir.

Bodrum’a yürekten bağlandığı için cezası bittikten sonra Bodrum’a dönmüştür. Bodrumdayken meyvecilik, bahçıvanlık, balıkçılık ve turist rehberliği gibi işlerde çalışmıştır. Ayrıca burada denizle ilgili eserler de yazmıştır.

En önemli Eserleri;( Mavi Sürgün ), altı romanı ( Aganta BurinaBurinata, Uluç Reis, Ötelerin Çocuğu, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri, Bulamaç), beş hikaye kitabı ( Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, Gençlik Denizlerinde, Parmak Damgası, Çiçeklerin Düğünü, Dalgıçlar), onbir deneme eseri vardır.(Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Bodrum, Anadolu’nun Sesi, AsiaMinor, Hey Koca Yurt, Merhaba Anadolu, Düşün Yazıları, Altıncı Kıta Akdeniz, Sonsuzluk Sessiz Büyür, Arşipel).

Bodrum girişindeki yazıyı hatırlarsınız:

Yokuş başına geldiğinde
Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki sen
Geldiğin gibi gideceksin
Senden öncekiler de
Böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum’da
Bırakıp gittiler…

 

Zeki Müren ve Bodrum: Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 8 Temmuz 2000 tarihinde sanatçının anısına Zeki Müren Sanat Müzesi olarak ziyarete açılan, Zeki Müren'in hayatının son yıllarını geçirdiği Bodrum'daki evinin duvarlarında bu soru kim bilir kaç kez yankılanmıştır.

Çocuklar hem oldukları gibi görünür hem de göründükleri gibi olurlar. Hepsi hayata, gün be gün ellerinden çekip alacağımız doğal bir cesaretle doğar. Az sayıda yetişkin, aynı cesaretle gözlerini yumabilir hayata.

“Babacım, Zeki Müren kadın mı erkek mi?”

Derin bir sessizlik. Hemen yanımızdaki kadın, müzenin ziyaretçisi Müren hayranı, ise : “FARK EDER Mİ?”

Sanat Güneşi bu yazıya sığmaz. Ama şunu bilmek lazım ki Bodrum’un özgürlükler merkezi olduğunu idrak etmemiz için en önemli göstergedir. 

Neyse Bodrum yemekleri şimdi buraya sığmaz ama yemekleri anlatmak yerine bana takılın birlikte gezelim tadalım. Değil mi sevgili başkanım Ahmet Aras…

Bu haftalık benden bu kadar kalın sağlıcakla …