Türk resim sanatı denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri kuşkusuz Fikret Mualla Saygı‘dır. Onun tablolarına baktığınızda yalnızca renkleri değil; İstanbul’un sokaklarını, Paris’in kafelerini, yalnızlığı, dostluğu, kahkahaları ve hüznü aynı anda hissedersiniz.
Bugün eserleri milyonlarca liraya alıcı bulan Fikret Mualla, yaşadığı yıllarda çoğu zaman bir tablosunu yalnızca akşam yemeği yiyebilmek için satmak zorunda kalmıştı. Belki de bu yüzden onun yaşamı, sanat tarihinin en dramatik hikâyelerinden biri olarak kabul edilir.

İstanbul’da Başlayan Hikaye
1903 yılında İstanbul’un Moda semtinde dünyaya gelen Fikret Mualla, Osmanlı’nın seçkin ailelerinden birinin çocuğuydu. Babası Mahmut Mualla Bey, yüksek bürokrat ve hukukçuydu. Annesi ise kültürlü ve sanatsever bir kadındı. Çocukluğu Moda’nın denize açılan sokaklarında, Kadıköy’ün çok kültürlü atmosferinde geçti.
O dönem Moda; Levantenlerin, Rumların, Ermenilerin, Fransız ailelerin yaşadığı, sanat ve müziğin günlük yaşamın bir parçası olduğu seçkin bir semtti. Mualla’nın renk anlayışının temellerinin burada atıldığı düşünülür.
Gençlik yıllarında sık sık Kadıköy Çarşısı’nda dolaşır, vapurla Karaköy ve Beyoğlu’na geçerdi. En büyük tutkularından biri insanları izlemekti. Kahvelerde oturanlar, tramvay bekleyenler, balıkçılar, sokak satıcıları onun hafızasında birer resme dönüşüyordu.
İstanbul’da Gittiği Mekânlar
Sanat çevrelerinin buluşma noktası olan Beyoğlu, Fikret Mualla’nın en sevdiği bölgelerden biriydi.
O yıllarda;
* Markiz Pastanesi
* Lebon Pastanesi
* Nisuaz
* Tokatlıyan Oteli çevresi
* Çiçek Pasajı
* Galatasaray çevresindeki kahveler
onun uğrak noktaları arasındaydı. Burada yazarlar, şairler ve ressamlarla uzun sohbetlere katılırdı.
Balık sofralarını severdi. Özellikle mevsim balıkları, beyaz peynir, zeytinyağlı mezeler ve ekmek onun vazgeçilmezleri arasındaydı.

Avrupa Yılları
Ailesi onu mühendis yapmak istiyordu.
Ancak Almanya’ya gittiğinde kendisini sanat akademilerinde buldu.
Berlin’de resim eğitimi aldı.
Ardından yolu Paris’e çıktı.
İşte gerçek Fikret Mualla burada doğdu.
Paris artık yalnızca yaşadığı şehir değil, resimlerinin başrol oyuncusuydu.
Montparnasse…
Montmartre…
Saint-Germain-des-Prés…
Rue de Seine…
Seine Nehri kıyıları…
Bütün bu bölgeler onun açık hava atölyesine dönüştü.
Paris’in Kafelerinde Bir Türk Ressam
Fikret Mualla’nın en sevdiği yerler Paris’in küçük kafeleriydi.
Sabah kahvesini içer, saatlerce insanları seyrederdi.
Le Dôme, La Coupole, Le Select, Café de Flore ve Les Deux Magots gibi dönemin sanatçılarının uğrak mekânlarında bulunduğu; Montparnasse çevresindeki sanat ortamını yakından takip ettiği bilinir. Bu kafeler yalnızca yemek yenilen yerler değil, dönemin sanat dünyasının fikir alışverişi yaptığı salonlar gibiydi.
Picasso ile Aynı Şehrin Ressamları
1930’lardan itibaren Paris dünyanın sanat başkentiydi.
Picasso…
Matisse…
Braque…
Chagall…
Giacometti…
Salvador Dalí…
Ve Fikret Mualla…
Hepsi aynı sanat atmosferinde üretim yapıyordu.
Fikret Mualla ile Pablo Picasso’nun aynı sanat çevrelerinde bulunduğu, bazı galeri açılışları ve sanat toplantılarında yollarının kesiştiği kabul edilir. Ancak sıkça anlatılan “çok yakın dostluk” ya da “her gün birlikte çalışan iki ressam” şeklindeki hikâyeleri doğrulayan güçlü tarihsel belgeler bulunmamaktadır.
Buna rağmen Mualla’nın Paris sanat çevrelerinde tanınan ve saygı gören bir ressam olduğu kesindir.
Aşk Hayatı
Fikret Mualla hiçbir zaman evlenmedi.
Hayatı boyunca çok sayıda kadına ilgi duyduğu, kısa süreli ilişkiler yaşadığı ve özellikle Paris yıllarında birçok modele hayranlık beslediği anlatılır. Ancak bu ilişkilerin hiçbiri kalıcı bir evliliğe dönüşmedi.
Yaşamının son yıllarında en büyük destekçilerinden biri, Fransız sanat hamisi Madame Angles oldu. Mualla’nın sağlık sorunları yaşadığı dönemde ona maddi ve manevi destek verdi; eserlerini koruyup sanat çevrelerinde tanıtılmasına katkı sağladı. Bu ilişki romantik bir evlilik değil, güçlü bir dostluk ve koruyuculuk ilişkisi olarak değerlendirilir.
Dostları
Mualla;
* Abidin Dino
* Bedri Rahmi Eyüboğlu
* Avni Arbaş
* Paris’teki çok sayıda sanat galericisi
ile dönem dönem yakın ilişkiler kurdu.
Ancak zor karakteri ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle dostluklarını sürdürmekte çoğu zaman zorlandı.
Hastalık ve Yalnızlık
Psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle birçok kez tedavi gördü.
Depresyon, paranoya nöbetleri ve alkol bağımlılığı yaşamını giderek zorlaştırdı.
Bazen tablolarını yalnızca birkaç kadeh şarap karşılığında verdiği anlatılır.
Bugün ise aynı eserler uluslararası müzayedelerde çok yüksek bedellerle satılmaktadır.
Ölümü
1967 yılında Fransa’nın Reillanne kasabasında hayata gözlerini yumdu.
Uzun yıllar mezarı Fransa’da kaldı. Daha sonra vasiyeti ve girişimler doğrultusunda naaşı Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
Van Gogh nasıl Hollanda’nın, Picasso nasıl İspanya’nın, Monet nasıl Fransa’nın kültür elçisiyse; Fikret Mualla da Türkiye’nin evrensel sanat dilini dünyaya taşıyan en önemli ressamlardan biridir.
Bugün İstanbul’da Moda’dan Beyoğlu’na uzanan “Fikret Mualla Sanat Rotası”, Paris’te yaşadığı mahalleleri kapsayan kültürel gezi programları, uluslararası sergiler ve dijital sanat projeleriyle onun mirası çok daha görünür hâle getirilebilir. Kültür turizmi yalnızca tarihi yapıları değil, sanatçıların hikâyelerini de ziyaretçiye sunabildiği ölçüde güçlenir.
Fikret Mualla’nın yaşamı bize bir gerçeği anlatıyor: Büyük sanatçılar çoğu zaman yaşarken yalnızdır; ancak eserleri, ülkelerinin sınırlarını aşarak gelecek kuşaklara ulaşır. O, İstanbul’un vapurlarından Paris’in kafelerine uzanan yolculuğunda, Türk resim sanatını dünya sahnesine taşıyan en özgün fırçalardan biri olmuştur.
Bu haftalık benden bu kadar, kalın sağlıcakla...
