• 24 AĞUSTOS Pazartesi 13:29
  • HV
Advert

Bursa’dan Çıkan; Sabiha Gökçen Kimdir?

Gürkan Boztepe
Gürkan Boztepe
Yayın Tarihi : 24-08-2026 10:28

Bazı isimler vardır; bir insanın adı olmaktan çıkar, bir dönemin ruhuna dönüşür.

 

Sabiha Gökçen de böyle bir isimdir.

 

Bugün İstanbul’da milyonlarca insan onun adını taşıyan havalimanından uçağa biniyor. Kimi iş için, kimi tatil için, kimi sevdiklerine kavuşmak için gökyüzüne yükseliyor.

 

Ama o havalimanının tabelasında yazan ismin arkasında yalnızca başarılı bir pilotun değil, Cumhuriyet’in Türk kadını için açmak istediği yeni dünyanın hikâyesi var.

 

Bursa’da dünyaya gelen, küçük yaşta anne ve babasını kaybeden bir kız çocuğunun; Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı olması, eğitim görmesi, pilot olması, askerî havacılık eğitimi alması, dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak tarihe geçmesi ve Balkanlar üzerinde bir “barış elçisi” olarak uçması…

 

Bütün bunlar, aslında tek bir hayat hikâyesinden daha fazlasıdır.

Bu, Cumhuriyet’in “kadın” tarifinin değişmesinin hikâyesidir.

 

Bir kız çocuğunun kaderini değiştiren karşılaşma

 

Sabiha Gökçen, 1913 yılında Bursa’da doğdu.

 

Babası Mustafa İzzet Bey, annesi Hayriye Hanım’dı. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti ve ağabeyi tarafından büyütüldü.

 

1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa ziyareti sırasında yolları kesişti.

O sırada Sabiha henüz 12 yaşındaydı.

 

Bu karşılaşma onun hayatının dönüm noktası oldu. Atatürk, Sabiha’yı manevi evlat edindi ve Ankara’ya götürdü.

 

Burada önemli olan yalnızca bir çocuğun Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmesi değildir.

 

Asıl önemli olan, Atatürk’ün Sabiha’nın önüne koyduğu eğitim ve hayat projesidir.

Çankaya İlkokulu…

 

İstanbul’daki kız okulları…

 

Yabancı dil…

 

Tedaviler…

 

Paris…

 

Ve ardından havacılık.

 

Atatürk’ün manevi çocuklarına yaklaşımında eğitim merkezi bir yerdeydi. Sabiha Gökçen bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Atatürk Ansiklopedisi de onun, Türk kadınının cesaretini ve farklı alanlardaki yeteneğini gösterecek bir rol model olarak yetiştirildiğini vurguluyor.

 

“Gökçen” soyadı gökyüzünden önce geldi

 

Burada çok güzel bir tarihî ayrıntı var.

 

1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı.

 

Atatürk, manevi kızına “Gökçen” soyadını verdi.

 

Bugün hepimiz bu soyadı duyduğumuzda aklımıza gökyüzünü getiriyoruz.

 

Fakat ilginç olan şu:

 

Sabiha Gökçen, Gökçen soyadını aldığında henüz pilot değildi.

 

Yani kaderin güzel bir tesadüfüyle, gökyüzüyle özdeşleşecek bir isim, daha gökyüzüne çıkmadan verilmişti. Sabiha Gökçen’in kendi anlatımında da bu ayrıntı özellikle vurgulanır.

 

Belki de bazı isimler insanın kaderini önceden fısıldar.

 

Atatürk onun gözlerindeki heyecanı gördü

 

1935…

 

Türkkuşu açılış töreni.

 

Planörler havada süzülüyor, paraşütçüler gökyüzünden aşağı iniyor.

 

Sabiha Gökçen gösterileri izliyor.

 

Atatürk onun heyecanını fark ediyor.

 

Ve ona havaya çıkıp çıkamayacağını soruyor.

 

Sabiha’nın cevabı kısa:

 

“Onların yerinde olmak isterdim.”

 

Atatürk’ün cevabı ise bir genç kızın hayatını değiştirecek kadar önemli:

 

“Cesaretini beğendim.”

 

Ardından Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca’ya dönüyor ve Sabiha’nın çalışmalara katılmasını istiyor. Böylece Sabiha Gökçen, Türkkuşu Sivil Havacılık Okulu’nun ilk kız öğrencilerinden biri oluyor.

 

Burada Atatürk’ün eğitim anlayışını görmek mümkün.

 

Bir genç kızın gözlerindeki merakı bastırmak yerine, onu mesleğe dönüştürüyor.

 

“Sen kızsın, yapamazsın” demiyor.

 

Tam tersine:

 

“Deneyebilirsin.”

 

Cumhuriyet’in kadın politikası belki de bundan daha güzel özetlenemez.

 

Cumhuriyet kadını yalnızca seyirci olmayacaktı

 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınların eğitimden siyasete, çalışma hayatından sanata kadar toplumsal yaşamda daha güçlü biçimde yer alması için önemli dönüşümler yaşandı.

 

Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı 1930’da, muhtarlık seçimlerinde 1933’te, milletvekili seçimlerinde ise 1934’te tanındı.

 

Aynı dönemde kadınlar doktor, öğretmen, avukat, mühendis, akademisyen ve sanatçı olarak toplumun farklı alanlarında görünür hale geliyordu.

 

Sabiha Gökçen ise bütün bu değişimin gökyüzündeki sembollerinden biri oldu.

 

Çünkü uçak kullanmak, özellikle 1930’ların dünyasında, sıradan bir meslek değildi.

 

Hele askerî uçak kullanmak…

 

Hele kadın olmak…

 

İşte Sabiha’nın hikâyesini olağanüstü yapan da budur.

 

Eskişehir’e gönderilen Cumhuriyet kızı

 

Atatürk, Sabiha’nın uçuş eğitimindeki başarısını görünce daha büyük bir hedef koydu.

 

Eskişehir Tayyare Mektebi…

 

Sabiha Gökçen 1936’da burada eğitim almaya başladı.

 

Yaklaşık 11 aylık eğitimin ardından Eskişehir’deki Birinci Tayyare Alayı’nda görev yaptı; av ve bombardıman uçakları konusunda uzmanlaştı ve askerî pilot oldu. (Atatürk Ansiklopedisi⁠ )

 

30 Ağustos 1937’de askerî uçuş brövesini aldı.

 

Ve tarihe geçti:

 

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak kabul edildi.

 

Şimdi bir an durup düşünelim.

 

1937 yılında dünyanın pek çok yerinde kadınların toplumsal ve mesleki hakları bugünkü seviyede değil.

 

Türkiye ise bir Türk kadınını askerî pilot olarak yetiştiriyor.

 

Bu yalnızca bir havacılık başarısı değildi.

 

Bu, dünyaya verilmiş bir mesajdı:

 

Türk kadını gökyüzünde de vardır.

 

“Kadın pilot” değil, pilot

 

Bence Sabiha Gökçen’in hikâyesinde bugün özellikle üzerinde durmamız gereken noktalardan biri de bu.

 

Sabiha’nın başarısını anlatırken sürekli “kadın pilot” demek elbette tarihsel açıdan anlamlı.

 

Ama bir noktadan sonra onun kadın kimliğinin başarısının önüne geçmesine izin vermemek gerekir.

 

Çünkü Sabiha Gökçen iyi bir pilot olmak için sadece kadın olduğu için değil, eğitim aldığı, çalıştığı, disiplinli olduğu ve yeteneklerini geliştirdiği için başarılı oldu.

 

Kadın olması ise o dönemde bu başarının sembolik değerini çok daha büyük hale getiriyordu.

 

Savaş pilotu ve ardından barış elçisi

 

Sabiha Gökçen’in askerî pilotluğu tarihsel açıdan tartışmalı dönemlerden birine de denk geldi.

 

 

 

 

 

1938 Balkan turu.

 

Çünkü burada Sabiha’nın uçağı artık savaşın değil, diplomasinin aracı haline gelir.

 

Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışının gökyüzündeki temsilcilerinden biri olur.

 

Atina…

 

Selanik…

 

Sofya…

 

Belgrad…

 

Bükreş…

 

Sabiha Gökçen Balkan başkentlerini uçakla ziyaret eder. (Atatürk Ansiklopedisi⁠ )

 

Bu seyahat sırasında verdiği mesaj çok nettir:

 

Türk kadını barış istiyor.

 

Ve Sabiha Gökçen kendisini “barış elçisi” olarak tanımlıyordu.

 

İşte burada çok güzel bir Cumhuriyet paradoksu ortaya çıkıyor:

 

Dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olan Sabiha Gökçen, aynı zamanda barış mesajı taşıyordu.

 

Çünkü dönemin anlayışında güçlü olmak savaş istemek anlamına gelmiyordu.

 

Tam tersine:

 

Barışı koruyabilmek için güçlü olmak gerekiyordu.

 

Atatürk’ün Cumhuriyet kadınları

 

Sabiha Gökçen’i tek başına düşünmemek gerekir.

 

Atatürk’ün çevresindeki Cumhuriyet kadınlarına baktığımızda bambaşka bir tablo görürüz.

 

Afet İnan, tarih ve bilim alanında çalıştı.

 

Sabiha Gökçen, havacılığın sembolü oldu.

 

Halide Edip Adıvar, edebiyat ve Millî Mücadele tarihinin güçlü kadın figürlerinden biri olarak öne çıktı.

 

Suat Derviş, gazetecilik ve edebiyatta iz bıraktı.

 

Remziye Hisar, Türkiye’nin ilk kadın kimyagerlerinden biri olarak bilim dünyasında yer aldı.

 

Semiha Berksoy, opera ve sahne sanatlarında Türkiye’nin öncü isimlerinden biri oldu.

 

İlk kadın belediye başkanlarımız, kadın öğretmenlerimiz, doktorlarımız, avukatlarımız ve mühendislerimiz de bu büyük dönüşümün parçalarıydı.

 

Hepsinin hikâyesi farklıydı.

 

Ama ortak noktaları şuydu:

 

Cumhuriyet, kadınların yalnızca evin içinde değil, ülkenin geleceğini kuran hayatın her alanında bulunmasını istiyordu.

 

Sabiha Gökçen bunun en çarpıcı sembollerinden biri oldu.

 

Bir kız çocuğuna “sen de yapabilirsin” demenin hikâyesi

 

Bence Sabiha Gökçen’in hayatındaki en önemli kelime “pilot” değildir.

 

Cesarettir.

 

Çünkü bir çocuğa eğitim vermek başka şeydir.

 

O çocuğa “sen de yapabilirsin” demek başka.

 

Atatürk, Sabiha’nın önündeki sınırları onun cinsiyetiyle çizmedi.

 

Tam tersine, onun önündeki sınırları kaldırdı.

 

Bu nedenle Sabiha Gökçen’in hikâyesini gençlere anlatırken sadece madalyalarından, uçuşlarından ve rekorlarından söz etmek yetmez.

 

Şunu da söylemek gerekir:

 

Bir insanın hayatını değiştiren bazen bir fırsattır. Ama o fırsatı vermek de bir liderlik meselesidir.

 

Sabiha Gökçen o fırsatı aldı.

 

Fakat sonra kendi emeğiyle başarıya dönüştürdü.

 

 

10 Kasım 1938…

 

Atatürk hayata veda etti.

 

Sabiha Gökçen için bu yalnızca Cumhurbaşkanı’nın kaybı değildi.

 

Manevi babasını kaybetmişti.

 

Hayatına yön veren, ona “Gökçen” soyadını veren, gökyüzüne çıkması için cesaretlendiren insan artık yoktu.

 

Fakat Sabiha’nın uçuşu bitmedi.

 

1938’de Türkkuşu’na başöğretmen olarak atandı ve uzun yıllar gençlere havacılık eğitimi verdi.

 

Yani Atatürk’ün ona verdiği fırsatı başkalarına aktardı.

 

Bu çok önemli.

 

Çünkü gerçek miras, yalnızca başarı kazanmak değildir.

 

Başkasının da başarılı olabileceği yolu açmaktır.

 

Ve yıllar sonra…

 

Sabiha Gökçen 1950’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’ne davet edildi.

 

Dünyanın farklı yerlerinde Türk kadınının temsilcisi oldu.

 

1996 yılında ise 83 yaşındayken son uçuşlarından birini gerçekleştirdi.

 

Aynı yıl Amerika’daki Maxwell Hava Üssü’nde düzenlenen “Kartallar Toplantısı” kapsamında dünyanın havacılık tarihine damga vurmuş 20 havacısından biri seçildi. Bu listeye giren ilk ve tek kadın havacı olarak anıldı.

 

Düşünün…

 

Bursa’da küçük yaşta anne ve babasını kaybeden bir kız çocuğu…

 

83 yaşında hâlâ gökyüzünde.

 

İşte hayat bazen böyle uzun bir cümledir.

 

İstanbul’daki havalimanı ve büyük sembol

 

Sabiha Gökçen, 22 Mart 2001’de 88 yaşında hayatını kaybetti.

 

Adının verildiği İstanbul’daki havalimanının açılışını görmeye ömrü yetmedi.

 

Bugün ise o havalimanından dünyanın farklı noktalarına uçuşlar yapılıyor.

 

Her gün binlerce insan onun adının yazılı olduğu tabelanın altından geçiyor.

 

Belki çoğu, o ismin hikâyesini bilmiyor.

 

Belki genç bir kız, pasaportunu eline alıp uçağa biniyor.

 

Belki ilk kez yurtdışına çıkıyor.

 

Belki pilot olmak istiyor.

 

Belki mühendis…

 

Belki doktor…

 

Belki diplomat…

 

İşte Sabiha Gökçen’in asıl mirası tam burada başlıyor.

 

“Atatürk kızı” olmak yetmezdi

 

Sabiha Gökçen’in hayatında beni en çok düşündüren nokta şu:

 

Atatürk ona çok büyük bir fırsat verdi.

 

Ama Sabiha o fırsatı kullanmasaydı bugün tarih kitaplarında aynı yerde olmayacaktı.

 

Atatürk ona kapıyı açtı.

 

O, o kapıdan geçti.

 

Atatürk ona gökyüzünü gösterdi.

 

O, gökyüzüne çıktı.

 

Atatürk ona bir soyadı verdi.

 

O soyadı dünya havacılık tarihine yazdırdı.

 

 

Bu, aynı zamanda Sabiha’nın kendi emeğinin, cesaretinin ve disiplininin hikâyesidir.

 

Bugünün genç kızlarına kalan mesaj

 

Bugün Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti.

 

Dünya değişti.

 

Teknoloji değişti.

 

Uçaklar değişti.

 

Kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki yeri büyük ölçüde değişti.

 

Ama bir şey hâlâ değişmedi:

 

Bir çocuğun hayal kurmaya ihtiyacı var.

 

Ve bazen o çocuğa yalnızca bir yetişkinin:

 

“Yapabilirsin.”

 

demesi gerekiyor.

 

Sabiha Gökçen’in hikâyesi bize bunu anlatıyor.

 

Bir ülkenin geleceği yalnızca fabrikalarda, üniversitelerde, parlamentolarda veya orduda kurulmaz.

 

Bazen bir kız çocuğunun hayaline izin vermekle kurulur.

 

Sabiha Gökçen’in gökyüzüne yükselişini bu nedenle sadece bir havacılık hikâyesi olarak okuyamayız.

 

O uçak, 1930’ların Türkiye’sinden dünyaya doğru yükselirken aslında başka bir mesaj da taşıyordu:

 

“Türk kadını burada. Ve artık kendi gökyüzünü kendisi seçiyor.”

 

Bugün İstanbul’da Sabiha Gökçen Havalimanı’na baktığımda, sadece pistleri ve uçakları görmüyorum.

 

Bursa’da yaşayan küçük bir kız çocuğunu görüyorum.

 

Çankaya’da eğitim alan genç Sabiha’yı görüyorum.

 

Türkkuşu’nda gökyüzüne bakan heyecanlı bir Cumhuriyet kızını görüyorum.

 

Eskişehir’de askerî uçuş eğitimi alan genç kadını görüyorum.

 

Balkanlar üzerinde uçan barış elçisini görüyorum.

 

Ve en önemlisi, Cumhuriyet’in kadına “seyretme” değil, “yapma” cesareti vermesini görüyorum.

 

Belki de Sabiha Gökçen’in hayatını anlatan en güzel cümle budur:

 

Atatürk ona sadece bir soyadı vermedi; bir hedef verdi.

 

Sabiha Gökçen de o hedefi gökyüzüne taşıdı.

 

Ve bugün onun adı hâlâ gökyüzünde.

 

Çünkü bazı insanlar ölmez.

 

Bazıları bir meydanda, bir okulda, bir kitapta; bazıları ise her havalandığında gökyüzüne yükselen uçakların kanadında yaşamaya devam eder.

 

Sabiha Gökçen, Cumhuriyet’in gökyüzündeki imzasıdır.

  • Etiketler