• 17 EYLÜL Perşembe 13:17
  • HV
Advert

İstanbul’un Eylül Hali: Biraz Telaş, Bolca Sanat

Sedef Ertekin
Sedef Ertekin
Yayın Tarihi : 17-09-2026 10:51

İstanbul’da eylül, sanat sezonunun en hareketli buluşmalarını aynı takvimde topluyor. Uluslararası fuarlar, şehre yayılan fotoğraf sergileri ve yeni galeri programları için rotamızı yeniden çiziyoruz.

Şehre dönüşün en güzel taraflarından biri, ajandada yeniden sanata yer açmak. Bir sergi için vapura binmek, öğleden sonrayı galeriler arasında geçirmek, uzun zamandır görmek istediğimiz bir sanatçının işleriyle karşılaşmak… Eylül 2026 İstanbul sanat etkinlikleri, bu küçük şehir alışkanlıklarına dönmek için güçlü bir neden sunuyor. Tersane İstanbul’dan Akaretler’e, Dolapdere’den Boğaz kıyısındaki müzelere uzanan program, farklı ilgi alanlarına hitap eden durakları buluşturuyor.

Bu ay Contemporary Istanbul uluslararası galerileri ağırlarken 212 Photography Istanbul, fotoğraf üzerinden yeni bir şehir rotası kuruyor. Koleksiyonerlerin dünyasını açan seçkilere, sanat tarihinin önemli isimlerine odaklanan müze sergileri eşlik ediyor. Galerilerde ise bellek, doğa, teknoloji ve birlikte yaşama üzerine güncel sorular öne çıkıyor.

İstanbul’da eylül sergileri arasında kısa süre sonra kapanacak buluşmalar da var, sonbahar boyunca ziyaret edilebilecek yeni açılışlar da. Bir hafta sonunu tek bir müzeye ayırmak ya da yakın adresleri aynı yürüyüşte birleştirmek mümkün. İşte İstanbul sanat rotası için tarihleriyle birlikte kaydetmeye değer fuarlar, festivaller ve sergiler.

Contemporary Istanbul: Sanat Dünyasının Buluşma Noktası Tersane İstanbul

Contemporary Istanbul, 21. edisyonunda İstanbul’un uluslararası sanat takvimindeki buluşmalarından birini gerçekleştiriyor. Akbank’ın ana partnerliğindeki fuarın ön katılımcı listesinde, 24 ülkeden 70’in üzerinde galeri bulunuyor. Bu ölçek, ziyaretçilere farklı coğrafyaların güncel üretimlerini aynı rotada görme fırsatı sunuyor. Üstelik 17 galeri, fuara ilk kez katılıyor.

Bu yılın bölgesel odağı Focus: Asia, Asya sanat sahnesine daha yakından bakmak isteyenler için dikkat çekiyor. Pearl Lam Projects, Takato Kano Gallery ve Whitestone Gallery bu bölümle ilişkili öne çıkan katılımcılar arasında. Genç galeriler ve yeni nesil sanatçılar ise New Grounds bölümünde izleyiciyle buluşuyor.

Fuar deneyimi, galeri stantlarının yanında düşünsel bir program da içeriyor. CIF Dialogues, “The Long and Winding Road” başlığıyla Doğu ile Batı arasındaki kültürel ilişkileri tartışmaya açıyor. Konuşmalar, sanat projeleri ve özel etkinlikler, Tersane İstanbul’daki ziyarete farklı katmanlar ekliyor. Geniş seçkiyi sindirerek gezmek isteyenlerin programda yeterli zaman ayırması yerinde olur. Ziyaret planında ön izleme ile genel ziyaret tarihlerini ayırmak gerekiyor.

Biletler için tıklayın.

Tarih: 23 Eylül 2026 VIP ön izleme; 24–27 Eylül 2026 genel ziyaret. CIF Dialogues: 23–24 Eylül.
Mekan: Tersane İstanbul.

 

 

212 Photography Istanbul: Şehri Fotoğrafla Yeniden Okumak

212 Photography Istanbul, dokuzuncu edisyonuyla fotoğrafı İstanbul’un farklı noktalarına taşıyor. 26 Eylül’de başlayacak festival, solo ve tematik sergileri çeşitli etkinliklerle bir araya getiriyor. Böylece program, tek bir sergi ziyaretinin ötesine uzanan bir şehir deneyimi sunuyor. Her durak, hem fotoğrafa hem İstanbul’a başka bir açıdan bakma fırsatı yaratıyor.

Festivalin paylaştığı 2026 program çerçevesi, fotoğrafın 200. yılına odaklanıyor. Fotoğraf tarihine yön veren sanatçılarla günümüzün çağdaş üretimleri aynı seçkide buluşuyor. Bu yaklaşım, farklı dönemlerin görsel dilleri arasında bağlantılar kurmayı mümkün kılıyor. Görüntünün zamanla nasıl değiştiği, hangi hikayeleri taşıdığı ve belleğimizde nasıl yer tuttuğu ziyaretin doğal sorularına dönüşüyor.

 

Şehre yayılan mekânlar ise festivalin karakterini belirleyen unsurlardan biri. Bu nedenle programı tek güne sıkıştırmak yerine farklı ziyaretlere bölmek anlamlı bir tercih olabilir. Fotoğrafa özel ilgi duyanlar kadar, kültür gezilerini yürüyüşlerle birleştirmeyi sevenler için de güçlü bir eylül planı. Festivalin ekime uzanan takvimi, bu rotayı birkaç hafta boyunca sürdürmeye alan açıyor.

Tarih: 26 Eylül–11 Ekim 2026.
Mekan: İstanbul’un farklı noktalarındaki festival mekanları.

 

Artweeks Istanbul “Collectors”: Koleksiyonların Ardındaki Bakış

Artweeks Istanbul, “Collectors” edisyonunda özel koleksiyonların kapılarını sanatseverlere açıyor. Bilgili Sanat vizyonu ve Kalebodur’un ana sponsorluğuyla hazırlanan program, Akaretler Sıraevler’in tarihî atmosferinde gerçekleşiyor. Seçki; Banu ve Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ve Tansa Mermerci’nin yıllar içinde oluşturduğu koleksiyonları bir araya getiriyor. Ücretsiz ziyaret imkanı, bu buluşmayı şehrin gündelik akışına dahil ediyor.

Serginin merkezinde, eserleri seçen ve yan yana getiren kişisel bakışlar bulunuyor. Bir koleksiyon hangi meraklarla büyür? Bir yapıt zaman içinde başka çalışmalarla nasıl ilişkiler kurar? “Collectors”, bu soruları koleksiyonerlerin hafızaları ve sanatla kurdukları bağ üzerinden düşünmeye açıyor.

2018’den bu yana izleyiciyle sanat arasında yakın bir ilişki kuran Artweeks, bu kez koleksiyon oluşturma pratiğini görünür kılıyor. Akaretler’in tarihî yapıları da karşılaşmaya kendine özgü bir mekânsal bağlam ekliyor. Böylece ziyaret, farklı sanatçıları görmenin yanında farklı seçme biçimlerini okumaya dönüşüyor. Beşiktaş’ta bir öğleden sonrayı sanata ayırmak isteyenler için uzun soluklu bir program sunuyor. Kasım ayına uzanan takvim, seçkiye yeniden dönme fırsatı da veriyor.

Tarih: 16 Eylül ön izleme; 17 Eylül–8 Kasım 2026 genel ziyaret.
Mekân: Akaretler Sıraevler.
Ziyaret: Pazartesi hariç 12.00–19.00; ücretsiz.

 

İstanbul Modern: Aynı Mavinin Altında Buluşan Hikayeler

İstanbul Modern, onuncu koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında ile Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın dönüşümüne geniş bir pencereden bakıyor. Müzenin farklı katlarına yayılan seçki, Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıların eserlerini bir araya getiriyor. Tarihsel bağlantılar, tematik yakınlıklarla birlikte yeni bir okuma alanı oluşturuyor.

Serginin ilk bölümü, 1940’lardan 2000’lere uzanan döneme odaklanıyor. Soyut sanatın erken örnekleri ile figüratif anlatımın farklı biçimleri, dönemin estetik ve toplumsal meseleleriyle birlikte izleyici karşısına çıkıyor. Özellikle 2000’lerden itibaren uluslararası sanatçıların yapıtlarıyla gelişen ilişkiler, koleksiyona başka açılardan bakmayı sağlıyor.

Sergiye adını veren mavi; deniz, ufuk, özgürlük, mesafe ve yakınlaşma gibi kavramları birbirine bağlıyor. Bu renk, farklı zamanları ortak bir düşünce alanında buluşturuyor. Böylece koleksiyon gezisi, sanat tarihinin izlerini takip ederken kişisel çağrışımlara da yer açıyor. Müzenin koleksiyonunu daha önce görmüş olanlar için yeni ilişkiler yakalama fırsatı sunuyor. İlk kez ziyaret edecekler ise Türkiye’nin modern ve çağdaş sanatına uzanan kapsamlı bir başlangıç noktası bulabilir.

Tarih: 8 Eylül 2026–2027 sonu.
Mekan: İstanbul Modern, Beyoğlu.

 

Arter: Dört Sergi, Dört Ayrı Düşünme Alanı

Arter, eylül rotasında farklı sanat pratiklerini aynı ziyarette buluşturuyor. Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi Seni Sevmek Çok Zor!, beden, kimlik ve kişisel bellek üzerine yoğunlaşıyor. Selen Ansen’in küratörlüğündeki seçki, performansla heykel, fotoğraf ve video arasında ilişkiler kuruyor.

Tayfun Erdoğmuş’un Atlas 1/137,035999 sergisi ise bitkiler, mineraller ve solüsyonlarla gelişen deneysel üretimleri öne çıkarıyor. Eda Berkmen’in küratörlüğünde hazırlanan sergide, resmin yüzeyle ve maddenin dönüşümüyle ilişkisi belirginleşiyor. Malzemeler, sanatçının düşünme biçiminin parçasına dönüşüyor.

19 Eylül’de açılacak Gökyüzü Şekerdendi, Arter Koleksiyonu’ndan 24 sanatçıyı ev, aidiyet ve yurt kavramları çevresinde buluşturuyor.

Yapım Aşamasında ise kurumun üretimine destek verdiği üç yüzü aşkın yapıt arasından bir seçki sunuyor. Yeni üretimler, geçmiş sergilerden gelen işlerle birlikte izleyici karşısına çıkıyor. Böylece kurumun sanatçılarla kurduğu uzun süreli çalışma ilişkisi de görünürlük kazanıyor. Dolapdere’deki bu program, kişisel hikâyelerden kurumsal belleğe uzanan kapsamlı bir müze günü vadediyor. Sergileri birbirleriyle ilişkilendirerek gezmek, farklı temalar arasındaki ortak soruları yakalamaya yardımcı olabilir.

Mekan: Arter, Dolapdere.
Tarihler: Seni Sevmek Çok Zor!: 15 Kasım 2026’ya kadar. Atlas 1/137,035999: 24 Haziran 2026–3 Ocak 2027. Gökyüzü Şekerdendi: 19 Eylül 2026–28 Mart 2027. Yapım Aşamasında: 14 Mart 2027’ye kadar.

 

Salt Beyoğlu: Özer Kabaş’ın Çok Yönlü Dünyasına Yolculuk

Salt Beyoğlu, Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları sergisinde bir sanatçının üretimini dönemin kültür ortamıyla birlikte ele alıyor. Özer Kabaş’ın 1960’lardan 1990’lara uzanan çalışmalarını inceleyen seçki; resim, özgün baskı, takı tasarımı, tiyatro ve sinemayı aynı çerçevede buluşturuyor. Arşiv belgeleri ise bu geniş pratiğin bağlamını derinleştiriyor.

Sanatçının Robert Kolej’deki öğrencilik yıllarından Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki akademisyenlik dönemine uzanan yolculuğu, farklı ilişkileri görünür kılıyor. Kabaş’ın eğitimci ve yazar kimlikleri, eserlerine eşlik eden düşünsel dünyayı anlamaya yardımcı oluyor. Sergi, sanat eğitimiyle üretim arasındaki karşılıklı etkileşime de dikkat çekiyor.

“Denizaşırı”, bir sanatçı portresi üzerinden Türkiye’nin kültür tarihine bakmak isteyenler için kapsamlı bir buluşma sunuyor. Farklı disiplinler arasında ilerleyen rota, Kabaş’ın meraklarının birbirini nasıl beslediğini takip etmeye imkân tanıyor. Beyoğlu’nda galeri gezisine arşiv odaklı bir durak eklemek isteyenler için güçlü bir seçenek. Uzun ziyaret takvimi sayesinde sergiye yeniden dönmek ve ilk gezide gözden kaçan bağlantıları yakalamak da mümkün. Sanatçının farklı alanlardaki üretimlerini birlikte görmek, kişisel pratiğiyle yaşadığı dönemi yan yana düşünmeyi sağlıyor.

Tarih: 16 Eylül 2026–14 Mart 2027.
Mekan: Salt Beyoğlu.

 

Pera Müzesi: Fotoğraf Arşivinden Resmin Geleceğine

Pera Müzesi, 29 Eylül’de açılacak iki sergiyle sonbahar programına farklı bakışlar ekliyor. Cumhuriyetin Kamera Arkası, 1920’lerden 1950’lerin başına uzanan basın fotoğraflarını izleyiciyle buluşturuyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu’ndan gelen seçki, gündelik hayatın daha az görünür tanıklarına alan açıyor.

Selahattin Giz ve Namık Görgüç’ün ağırlıkta olduğu fotoğrafçıların kareleri, haber üretiminin arka planına bakıyor. Sokaktaki insanlar, mahkûmlar ve toplumun kenarında kalan hayatlar, dönemin resmî anlatılarını başka ayrıntılarla birlikte düşünmeye imkân veriyor. Fotoğraflar, geçmişi gündelik karşılaşmalar üzerinden okumayı öneriyor.

Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım ise sanatçının yapıtlarını Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleriyle buluşturuyor. Alistair Hicks’in küratörlüğündeki sergi, üç ressamın ortak sorularına ve farklı yanıtlarına odaklanıyor. Bowling’in eserlerini İstanbul’da ilk kez göreceğimiz seçki, soyutlama ve figürasyon arasındaki ilişkileri tartışıyor. İki sergiyi birlikte gezmek, görüntünün dünyayı kaydetme ve yeniden kurma gücüne bakmak için iyi bir fırsat sunuyor. Beyoğlu’ndaki sanat gününü müzede uzun bir ziyarete dönüştürmek isteyenler için kapsamlı bir durak.

Mekan: Pera Müzesi, Beyoğlu.
Tarihler: Cumhuriyetin Kamera Arkası: 29 Eylül 2026–28 Mart 2027. Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım: 29 Eylül 2026–31 Ocak 2027.

 

Galerist: Labour of Love ile Yirmi Beş Yıllık Birliktelik

Galerist, 25. yılını sanatçılarıyla kurduğu ilişkileri öne çıkaran Labour of Love sergisiyle kutluyor. Yaklaşık 50 sanatçının eserlerinden oluşan seçki, galerinin geçmişine farklı kişisel yolculuklar üzerinden bakıyor. Portreler, bu ortak tarihin izlerini taşıyan bir karşılaşma alanı oluşturuyor. Her yapıt, sanatçıyla galerinin kesiştiği hikayenin başka bir yönünü görünür kılıyor.

Semiha Berksoy, Nil Yalter, Michael Craig-Martin ve Erwin Wurm, seçkide yer alan isimler arasında. Farklı kuşakların ve sanat dillerinin birlikteliği, galerinin yıllar içinde gelişen programını okumaya fırsat veriyor. Böylece yıl dönümü, eserler arasındaki ilişkiler üzerinden anlam kazanıyor.

Emek ve adanmışlık, serginin temel kavramları olarak öne çıkıyor. Sanatsal üretimin yanında, bu üretimin izleyiciyle buluşmasını sağlayan uzun süreli bağlar da önem taşıyor. Beyoğlu sanat rotasındaki bu durak, bir galerinin hafızasını merak edenlere geniş bir seçki sunuyor. Galerist’i yıllardır takip edenler tanıdık isimlerle yeniden karşılaşabilir. İlk kez ziyaret edenler ise kurumun sanatçılarla şekillenen geçmişine toplu bir bakış elde edebilir. Seçki, eserlerin arkasındaki sürekliliğe dikkat kesilmek için iyi bir neden.

Tarih: 16 Eylül–7 Kasım 2026.
Mekân: Galerist, Beyoğlu.

 

Borusan Contemporary: Dijital Hafıza ve Değişen Manzaralar

Borusan Contemporary, yeni sezonunda iki sergiyi Perili Köşk’ün kendine özgü atmosferinde buluşturuyor. Perili | Haunted, yapının tarihî hafızasını güncel görüntü üretim teknolojileriyle ilişkilendiriyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan gelen eserler; gerçeklik, temsil ve hafıza üzerine düşünme alanı açıyor.

Rafael Lozano-Hemmer, Memo Akten, teamLab, Quayola ve Zimoun’un çalışmalarına Kemal Önsoy’un desenleri eşlik ediyor. Veriler, algoritmalar ve yapay zekâ sistemleriyle şekillenen görsel dünya, köşkün geçmişiyle yan yana geliyor. Bu karşılaşma, fiziksel mekân ile dijital deneyim arasında yeni bağlar kuruyor. Binanın hikâyesi, serginin düşünsel çerçevesinde etkin bir rol üstleniyor.

Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Zaman Mekan Geometri ise kırk yılı aşan üretiminden beş tematik seriyi bir araya getiriyor.

Antik kentler, metropoller ve doğal manzaralar, sanatçının ölçek ve perspektif tercihleriyle farklılaşıyor. Kuşbakışı görüntüler, tanıdık yerleri yeniden değerlendirmemizi sağlıyor. İki sergi de gördüğümüz dünyaya ne kadar güvenebileceğimiz üzerine düşündürüyor. Boğaz kıyısındaki bu durak, yeni medya ve fotoğraf meraklılarına birlikte değerlendirebilecekleri iki güçlü ziyaret nedeni sunuyor.

Tarih: 19 Eylül 2026–15 Ağustos 2027.
Mekan: Borusan Contemporary, Perili Köşk, Sarıyer.

 

Sakıp Sabancı Müzesi: Yoko Ono ile İçses ve İçyapı

Yoko Ono: İçses ve İçyapı, sanatçının yetmiş yılı aşan üretimini Sakıp Sabancı Müzesi’nin farklı alanlarına taşıyor. Bahçenin de dahil olduğu sergi rotasında 67 yapıt bulunuyor. Erken dönem çalışmaları, talimat parçaları, performans, film ve katılımcı işler aynı seçkide buluşuyor. Program, Ono’nun farklı disiplinler arasında kurduğu ilişkileri görünür kılıyor.

Sergi, adını sanatçının 1964’te ortaya attığı içses ve içyapı kavramlarından alıyor. Hayal gücü, algı, hafıza, barış ve insanlar arasındaki bağlar, bu çerçevenin temel başlıklarını oluşturuyor. Ziyaretçinin düşüncesi ve katılımı, yapıtlarla kurulan ilişkinin önemli bir parçasına dönüşüyor. Böylece müze deneyimi, izleyicinin kendi çağrışımlarıyla birlikte gelişiyor.

Ono’nun New York’un avangart sanat çevresinden başlayan yolculuğu, farklı dönemlere ait işler üzerinden takip edilebiliyor. Seçki, sanatçının üretimindeki süreklilikleri ve değişimleri birlikte değerlendirmeye fırsat veriyor. Boğaz hattındaki sanat rotasına geniş zaman ayırmak isteyenler için sergi, hem kapsamı hem katılımcı yaklaşımıyla öne çıkıyor. Aralık ayına kadar sürecek program, yapıtlarla kurulan ilişkiyi yeni ziyaretlerle derinleştirmek isteyenlere de zaman tanıyor.

Tarih: 27 Aralık 2026’ya kadar.
Mekan: Sakıp Sabancı Müzesi, Sarıyer.

 

Sadberk Hanım Müzesi: Seyahat Sanatı ile Geçmişin Yolculukları

Sadberk Hanım Müzesi, Seyahat Sanatı sergisinde Osmanlı topraklarına uzanan yolculukların izini sürüyor. Merve Uca’nın küratörlüğündeki seçki, 15. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan dönemi kapsıyor. Üç yüzü aşkın eser, seyahatin farklı nedenlerini ve dünyayı kaydetme biçimlerini bir araya getiriyor.

Serginin odağında seyahatnâmeler bulunuyor. Bu metinler, yolculuğu bilinçli bir seçme, gözlemleme ve aktarma pratiği olarak ele almamıza yardımcı oluyor. Seyyahın hangi ayrıntıyı kaydettiği, hangi manzaraya baktığı ve hangi karşılaşmayı anlattığı önem kazanıyor. Haritalar, tablolar ve diplomatik hediyeler de bu bakışın farklı parçalarını tamamlıyor.

Rahmi M. Koç ve Caroline Koç koleksiyonlarından ödünç eserler, seçkinin kapsamını genişletiyor. Albrecht Dürer, Jacopo Ligozzi ve Louis-François Cassas gibi isimlerin çalışmaları, dönemin görsel dünyasına başka kapılar açıyor. Tarih, sanat ve seyahat merakını aynı ziyarette buluşturan sergi, Boğaz rotasına düşünsel bir derinlik katıyor. Günümüzde yolculuklarımızı nasıl kaydettiğimizi düşünmek için de geçmişten gelen zengin bir karşılaştırma alanı sunuyor. Ziyaretin odağında, farklı yüzyılların bakışları arasında kuracağımız ilişkiler bulunuyor.

Tarih: 23 Mayıs 2027’ye kadar.
Mekan: Sadberk Hanım Müzesi, Sarıyer.

 

Sevil Dolmacı: Making Worlds. Systems of Being

Sevil Dolmacı Gallery, Making Worlds. Systems of Being sergisinde gerçekliği nasıl kurduğumuzu ve anlamlandırdığımızı tartışmaya açıyor. Dorothea Strauss’un küratörlüğündeki seçki, yerli ve uluslararası 10 sanatçının eserlerini bir araya getiriyor. Maria Ceppi, Nilbar Güreş, Sofia Mitsola ve Ekrem Yalçındağ bu isimler arasında bulunuyor.

Serginin odağında, varoluşu düzenleyen sistemler ve bu sistemlerin değişme ihtimali yer alıyor. Dünyayı anlamamıza yardımcı olan kurallar, eserler aracılığıyla yeniden düşünmeye açılıyor. Farklı üretim biçimleri, gerçekliğin tek bir bakışla sınırlanamayacağını hissettiren karşılaşmalar oluşturuyor. Ziyaretçi, işler arasında ilerlerken anlamın hangi ilişkiler içinde geliştiğine dikkat kesiliyor.

Villa İpranosyan’ın mimari özellikleri de sergi düzenine dahil oluyor. Böylece mekân, eserlerin kurduğu tartışmaya doğrudan katılıyor. Yapının mevcut karakteriyle sanatçıların önerileri arasındaki ilişki, ziyaretin önemli unsurlarından birine dönüşüyor. Sanatla mimariyi birlikte okumayı sevenler için sergi, eylül takviminde dikkat çekici bir adres. Ekim başında sona erecek program, sezonun ilk galeri gezilerine eklenebilir. Seçkinin farklı sanatçıları, ortak bir soru çevresinde izlemek isteyenlere karşılaştırmalı bir okuma imkânı sunması da bu buluşmayı anlamlı kılıyor.

Tarih: 9 Eylül–9 Ekim 2026.
Mekan: Sevil Dolmacı Gallery, Villa İpranosyan.

 

Pi Artworks: Sweet Separation ile Ayrılığın Başlangıca Dönüştüğü Yer

Nancy Atakan ve Dilek Aydın, Pi Artworks’teki ortak sergileri Sweet Separation ile doğum deneyimine farklı bir yerden bakıyor. Anne ve bebeğin fiziksel ayrılığı, yeni bir hayatın ve kimliğin başlangıcı olarak ele alınıyor. Sergi, bu dönüşümün kişisel ve ortak anlamlarını araştırıyor.

Tekstil, metin ve arşiv yerleştirmeleri, farklı anlatım biçimlerini aynı alanda buluşturuyor. Kişisel deneyimler, eserler arasındaki ilişkilerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Doğumun getirdiği değişim, ayrılık ve yeniden tanımlanma üzerinden görünürlük kazanıyor. İki sanatçının ortak çalışması, bu deneyimi birden fazla bakışın birlikte şekillendirdiği bir düşünce alanına taşıyor.

Sergi sürecindeki “Open Microfon” oturumları, katılımcıları kendi doğum hikâyelerini paylaşmaya davet ediyor. Böylece program, yeni seslerin katılımıyla genişliyor. Farklı anlatılar, aynı deneyimin ne kadar çeşitli biçimlerde yaşanabileceğini ortaya koyuyor. Kişisel hikâyelerle sanat arasındaki ilişkiyi önemseyenler için bu buluşma, Beyoğlu rotasına yakın ve doğrudan bir temas ekliyor. “Sweet Separation”, annelik, kimlik ve başlangıç üzerine düşünürken dinlemeye de alan açıyor. Katılımcı yaklaşımı, sergi ziyaretinin ardından devam edebilecek konuşmalar için güçlü bir zemin oluşturuyor.

Tarih: 17 Eylül–31 Ekim 2026.
Mekan: Pi Artworks, Beyoğlu.

 

Sanatorium: Anka Kuşu Kalesi’nde Dönüşümün İzleri

Christiane Peschek, Sanatorium’daki Anka Kuşu Kalesi sergisinde insan bedeniyle doğadaki dönüşümler arasında bağ kuruyor. Merve Ünsal’ın küratörlüğündeki program, iki kata yayılan odalar ve eserler üzerinden ilerliyor. Sanatçı, gerçek olmayan bir dünyanın ihtimallerini araştırırken mekânı bütünlüklü bir deneyim alanı olarak ele alıyor.

Ses yerleştirmeleri ve tütsü yakımı gibi süreçler, ziyaretin duyusal boyutunu belirginleştiriyor. Sergi, farklı malzemelerin yanında fiziksel ve duyusal geçişlerle de gelişiyor. Bu yaklaşım, izleyicinin alan içindeki hareketini deneyimin parçasına dönüştürüyor. Görmek, dinlemek ve mekânı hissetmek birbirini tamamlıyor.

Üst kattaki dört çalışma, farklı yeryüzü koşulları üzerinden değişim ve belleğe odaklanıyor. Altı hafta boyunca evrilecek kurgu, zamanın sergide etkin bir rol üstlenmesini sağlıyor. Bu nedenle farklı tarihlerdeki ziyaretler, dönüşümün izlerini karşılaştırmak için anlam taşıyabilir. Yenilenme ve varoluş üzerine düşünen sergi, Beyoğlu’ndaki sanat programına deneyim odaklı bir durak ekliyor. Sanatın mekânla ve duyularla kurduğu ilişkiye ilgi duyanlar için özellikle dikkat çekiyor. “Anka Kuşu Kalesi”, değişimi hem konu hem sergileme biçimi olarak ele almasıyla öne çıkıyor.

Tarih: 17 Eylül–31 Ekim 2026.
Mekan: Sanatorium, Beyoğlu.

 

DEPO: Silinmenin Manzaraları ile Hafızaya Yakından Bakmak

DEPO İstanbul, Silinmenin Manzaraları sergisinde kültürel, ekolojik ve toplumsal kayıpları sanatçıların araştırmaları üzerinden ele alıyor. Seçki, geç Osmanlı dönemindeki modernleşme ve merkezileşme süreçlerinden Cumhuriyet dönemine uzanan bir tarihsel çerçeve kuruyor. Türkiye’nin farklı bölgelerine odaklanan üretimler, coğrafyanın taşıdığı görünür ve görünmez izleri inceliyor.

Bazı yapıtlar bastırılmış hafızanın peşine düşüyor. Diğerleri ise izlerin silinmesinde rol oynayan iktidar mekanizmalarını ve araçlarını araştırıyor. Böylece manzara, tarihsel ilişkilerin ve müdahalelerin iz bıraktığı bir alan olarak önem kazanıyor. Hatırlama pratikleri, serginin farklı çalışmalarını birbirine bağlayan başlıklardan biri oluyor.

Sanatçıların büyük bölümünün üretimini diasporada sürdürmesi, geride kalan coğrafyayla kurulan bağı da tartışmaya açıyor. Mesafe, bellek ve kuşaklar arası aktarım, seçkide birlikte düşünülüyor. Sergi, mekânların taşıdığı hikâyelere dikkatle bakmak isteyenler için yoğun bir okuma sunuyor. Beyoğlu rotasında bu durağa zaman ayırmak, araştırma temelli sanatın güncel sorularıyla karşılaşma fırsatı veriyor. Yapıtların farklı bölgelerden getirdiği anlatılar, ortak tarihsel süreçlerin yerel deneyimlerle nasıl kesiştiğini düşünmeye yardımcı oluyor. Ziyaret, hatırlamanın farklı araçları üzerine yeni sorular açıyor.

Tarih: 16 Eylül–21 Kasım 2026.
Mekan: DEPO İstanbul, Beyoğlu.

 

Dirimart: Ugo Rondinone ile Güneş ve Dağ Arasında

Ugo Rondinone, İstanbul’daki ve Dirimart’taki ilk kişisel sergisi the sun and the mountain ile doğa, zaman ve insan deneyimini birlikte ele alıyor. Seçkide sanatçının “Mountain” serisinden 20 yeni heykel bulunuyor. Gündoğumu ve günbatımı temalı 14 suluboya, bu çalışmalara eşlik ediyor.

Serginin merkezinde dikey ve yatay biçimler arasındaki ilişki yer alıyor. Heykellerin yükselen yapısıyla suluboyaların ufka uzanan kompozisyonları, izleyicinin mekân algısını birlikte şekillendiriyor. Dağ, deniz ve gökyüzü, renk ve ışık üzerinden yeni bağlantılar kuruyor. Sanatçı, bu doğal formları insanın dünyadaki konumunu düşünmek için kullanıyor.

Rondinone’nin otuz yılı aşan pratiğinde doğa önemli bir yer tutuyor. Bu sergide de belirli bir coğrafyanın tasviri yerine temel biçimler ve duyusal ilişkiler öne çıkıyor. Renk, yerçekimi, ışık ve ufuk, çalışmaların ortak dilini oluşturuyor. Dolapdere’deki seçki, heykelle resim arasındaki karşılaşmalara ilgi duyanlar için güçlü bir ziyaret nedeni sunuyor. Eserlerin ölçeği ve birbirlerine göre konumu üzerinde durmak, serginin kurduğu ilişkiyi daha yakından okumayı sağlayabilir. Doğanın sanatta aldığı farklı biçimlere odaklanan sakin bir rota durağı.

Tarih: 8 Kasım 2026’ya kadar; pazartesi günleri hariç.
Mekan: Dirimart, Dolapdere.

 

Anna Laudel: Birlikte Yaşamak ve Kişisel Hafıza Üzerine İki Sergi

Anna Laudel, Noah Becker ve Serkan Küçüközcü’nün sergilerini aynı programda buluşturuyor. Becker’in Herkese Yetecek Kadar Var başlıklı seçkisi, bireysellik ve birlikte yaşama üzerine yoğunlaşıyor. Sanatçı, rekabetin ve kişisel çıkarın şekillendirdiği toplumsal yapıyı, insanın doğal ve kentsel çevreyle ilişkisi üzerinden ele alıyor.

Karışık teknikle ürettiği eserlerde malzemeler, toplumsal gerilimlere fiziksel bir karşılık kazandırıyor. Kuşbakışı perspektifler ise tekil unsurları daha geniş bir bütünün parçası olarak görmemizi sağlıyor. Denge, ölçek ve bireysel varoluş, bu hayalî çevrelerin ortak sorularına dönüşüyor.

Serkan Küçüközcü’nün BADE sergisi, hafıza ve sezginin resimle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. İlk bakışta tanıdık görünen figürler, zamanla farklı çağrışımlara açılıyor. Yapıtlar, ziyaretçinin kendi deneyimlerini ve hatıralarını taşıyabileceği yorum alanları oluşturuyor. Böylece iki sergi, kişinin dış dünyayla ve kendi iç dünyasıyla ilişkisini yan yana düşünmeye fırsat veriyor. Beyoğlu’nda resim odaklı bir galeri gezisi planlayanlar için birbirini tamamlayan iki durak aynı adreste buluşuyor. Seçkileri birlikte değerlendirmek, bireysel deneyimin hem toplumsal hem kişisel boyutlarını farklı sanatçıların bakışlarından izlemeyi mümkün kılıyor.

Tarih: Her iki sergi 1 Kasım 2026’ya kadar.
Mekan: Anna Laudel, Beyoğlu.

 

Maçka Sanat Galerisi: Kameranın Ölümü ile Görüntüyü Sorgulamak

Alkan Avcıoğlu, Maçka Sanat Galerisi’ndeki Kameranın Ölümü / The Death of the Camera sergisinde fotografik görüntünün sınırlarını araştırıyor. Roland Barthes’ın “Yazarın Ölümü” düşüncesinden hareket eden sanatçı, kameranın görüntü üzerindeki belirleyici konumunu tartışmaya açıyor. Böylece fotoğrafla gerçeklik arasındaki ilişki, güncel teknolojiler üzerinden yeniden ele alınıyor.

Avcıoğlu’nun yapay zekâ modellerinden yararlanarak geliştirdiği çalışmalarda farklı ölçekler ve perspektifler aynı görüntüde buluşuyor. Tanıdık mekanlar, karmaşık ve belirsiz yapılara dönüşüyor. Tek bir bakış noktasına ve belirli bir ana bağlı görüntü anlayışı, bu eserlerle birlikte yeni sorular kazanıyor.

Sergi, teknolojinin görme biçimlerimiz üzerindeki etkisini düşünmek için güncel bir zemin sunuyor. Bir imgeyi fotoğraf olarak kabul etmemizi sağlayan özellikler, ziyaret boyunca yeniden değerlendiriliyor. Görüntünün nasıl oluştuğu kadar, ona nasıl baktığımız da önem taşıyor. Fotoğraf, dijital sanat ve yapay zekâ ilişkisine ilgi duyanlar için Maçka’daki bu seçki, eylül takviminde dikkat çekiyor. Eserler arasındaki ölçek ve perspektif değişimlerini izlemek, görsel alışkanlıklarımızın farkına varmamıza yardımcı olabilir. Sergi, tanıdık görüntülerin hangi koşullarda yabancılaştığı üzerine yoğunlaşıyor.

Tarih: 15 Eylül–31 Ekim 2026.
Mekân: Maçka Sanat Galerisi, Maçka.

 

Splendid Palace: Yaz Göğünün O Güzel Adası İçin Son Günler

Yaz Göğünün O Güzel Adası, Yıldız Moran ve Şahin Kaygun’un yapıtlarını Büyükada’daki Splendid Palace’da buluşturuyor. Galerist ve Galeri Nev’in düzenlediği sergi, Türkiye fotoğrafının iki farklı görme biçimini yan yana getiriyor. Adını Lord Byron’ın bir dizesinden alan seçki, resimsellik ve deneysellik çevresinde gelişiyor.

Moran ve Kaygun’un üretimleri, fotoğrafın farklı anlatım olanaklarına bakmayı sağlıyor. İki sanatçının dünyaları arasındaki yakınlıklar ve ayrımlar, seçkinin temel karşılaşmasını oluşturuyor. Fotoğrafla resim arasındaki ilişkiler, izleyicinin yapıtlar arasında kurabileceği bağlantıları çoğaltıyor. Tarihi otelin atmosferi ise bu birlikteliğe ayrı bir mekânsal bağlam ekliyor.

Serginin 18 Eylül’de sona ermesi, ziyaret planında bu durağa öncelik vermeyi gerektiriyor. Büyükada’ya uzanan kısa bir geziyi sanatla birleştirmek isteyenler için son günler önemli bir fırsat sunuyor. Vapur yolculuğu ve ada yürüyüşüyle birlikte düşünüldüğünde, sergi şehir içindeki rotaya farklı bir tempo kazandırıyor. Eylülün ilk yarısından kalan bu buluşma, sezonun yeni açılışları arasında gözden kaçmaması gereken seçkilerden biri. İki sanatçıyı aynı mekânda izlemek, fotoğrafa ilişkin kişisel bakışlarımızı da yeniden değerlendirmeye davet ediyor.

Tarih: 18 Eylül 2026’ya kadar.
Mekan: Splendid Palace, Büyükada.

 

MUSE Contemporary: Çakal Düğünü ile Kuşaklar Arasında Bir Hikâye

Canan Savaş, MUSE Contemporary’deki Çakal Düğünü sergisinde kişisel bir hatıradan yola çıkarak kültürel belleğe uzanıyor. Sanatçının yıllar önce babasından dinlediği hikâye, doğa olaylarını anlamlandırma biçimlerine açılan bir kapı oluşturuyor. Güneşli havada yağan yağmur, farklı coğrafyalarda benzer anlatıları harekete geçiriyor.

Serginin çıkış noktasında, Akira Kurosawa’nın “Düşler” filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesi bulunuyor. Bu sahne, Çayeli’ne bağlı Arsovos’ta aynı doğa olayı için kullanılan “Çakal Düğünü” anlatısıyla kesişiyor. Savaş, iki kültür arasındaki benzerlikten hareketle sembollerin ve hikâyelerin dolaşımını araştırıyor.

Böylece çocukluk belleği, sözlü kültür ve kuşaklar arası aktarım aynı çerçevede buluşuyor. Doğa ile insan arasındaki ilişki, insanların anlattıkları hikâyeler üzerinden görünürlük kazanıyor. Levent’teki sergi, kişisel deneyimlerin nasıl daha geniş kültürel bağlara dönüştüğünü izlemek için dikkat çekici bir durak. Sanatçının aile hafızasından taşıdığı anlatı, ziyaretçinin kendi çocukluk hikâyeleriyle de ilişki kurmasına alan açıyor. Bu yaklaşım, sergiyi hem yakın hem farklı coğrafyalara açık bir düşünme alanına dönüştürüyor. Anlatıların zaman içinde nasıl yaşadığını merak edenler için güçlü bir karşılaşma.

Tarih: 18 Eylül–18 Ekim 2026.
Mekan: MUSE Contemporary, Levent.

 

KASA Galeri: Symbolic Vault ile Saklanan Bilginin İzinde

KASA Galeri, Symbolic Vault sergisinde insan, doğa ve teknoloji arasındaki değişen ilişkileri ele alıyor. Ecem Dilan Köse, Rebecca Najdowski ve Paulo Arraiano’nun yeni ve mekâna özgü çalışmaları, hareketli görüntü, ses, heykel ve yerleştirmeyi buluşturuyor. Farklı mecralar, algı ve hafıza üzerine ortak bir tartışma açıyor.

Galerinin tarihî yeraltı kasaları, serginin temel çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Kasa fikri; değerli bilgiyi koruma, hafızayı aktarma ve bilgiyi denetleme biçimleri üzerinden önem kazanıyor. Altın, belge, harita ve kutsal metin gibi unsurları saklayan yapılar, daha geniş kültürel sorularla birlikte ele alınıyor.

Sergi, bu koruma sistemlerinin dışında kalan bilgi biçimlerine de dikkat çekiyor. İnsan ve insan dışı zekâlar arasındaki ilişkiler, dijital teknolojilerle ekolojik sistemlerin kesişiminde tartışılıyor. Böylece mekânın geçmişi, günümüzün bilgi üretimiyle doğrudan bağlantı kuruyor. Sanatın mimari bağlamla kurduğu ilişkiyi izlemeyi sevenler için seçki güçlü bir ziyaret nedeni sunuyor. Tarihî kasalar arasında ilerleyen rota, neyi değerli bulduğumuz ve hangi bilgileri geleceğe taşıdığımız üzerine düşündürüyor. Eserlerin farklı duyulara seslenen yapısı, bu soruları mekânsal bir deneyime dönüştürüyor.

Tarih: 19 Eylül–24 Ekim 2026.
Mekan: KASA Galeri, Beyoğlu.

 

Galeri 77: Metanoia ile Kimliğin Farklı Katmanları

Hakan Gürbüzer, Galeri 77’deki kişisel sergisi Metanoia ile insanın iç dünyası ve çevresindeki gerçeklik arasındaki gerilime bakıyor. Serginin adı, düşünme biçimindeki köklü dönüşümü ifade ediyor. Kimlik, bellek, aidiyet ve yalnızlık, bu değişimin farklı boyutları olarak öne çıkıyor.

Sanatçının resimleri, dışarıya gösterdiğimiz yüzle içimizde yaşadıklarımız arasındaki mesafeyi araştırıyor. Geçmiş ve bugün, aynı yüzeyde farklı izler bırakıyor. Özellikle kalabalıklar içindeki yalnızlık, kişinin kendini anlama çabasıyla birlikte ele alınıyor. Böylece portreler, farklı zaman ve deneyimlerin buluştuğu çok katmanlı alanlara dönüşüyor.

Kübist parçalanma, hiperrealist ayrıntılar ve kolaj, serginin görsel dilini oluşturuyor. Farklı bakış açıları aynı kompozisyonda bir araya gelirken ayrıntılar, hafızanın belirli anlarına dikkat çekiyor. Bu teknik birliktelik, kimliğin değişken yapısını görsel olarak izlemeyi sağlıyor. Resim ve portre meraklıları için Beyoğlu rotasına eklenebilecek seçki, yakın bakışa açık detaylarıyla dikkat çekiyor. Yapıtlardaki parçalanmalar ve birleşmeler, kişisel deneyimlerin nasıl bir bütün oluşturduğunu düşündürüyor. Sergi, insanın kendine ve çevresine bakışının zamanla nasıl değiştiğine odaklanan bir karşılaşma sunuyor.

Tarih: 10 Eylül–7 Kasım 2026.
Mekan: Galeri 77, Beyoğlu.

 

Zilberman: Rû Bi Rû ile Yüzleşmenin Alanı

Fatoş İrwen, Zilberman İstanbul’daki Rû Bi Rû sergisinde yüzleşme düşüncesini merkeze alıyor. Sanatçının pratiği; iktidar temsilleri, devlet politikaları, gelenek ve inanç sistemleri karşısında bireyin özgürlük mücadelesine odaklanıyor. Sergi, bu geniş çerçeveyi bellek ve coğrafya arasındaki ilişkiler üzerinden ele alıyor.

Kayda geçmeyen ve sözlü aktarımla bugüne ulaşan hikâyeler, yüzleşmenin zeminini oluşturuyor. Sanatçı, görünmez kalan gerçekliklerle kurduğu ilişkiyi kendi görsel diliyle izleyiciye açıyor. Böylece hafızanın taşıyıcıları, resmî kayıtların ötesindeki anlatılarla birlikte önem kazanıyor. Kişisel ve toplumsal bellek arasındaki geçişler belirginleşiyor.

Serginin ortasına yerleşen dere, toprağın ve suyun kendi zamanında süren hareketini hatırlatıyor. Bu akış, hem örten hem açığa çıkaran bir hat olarak serginin düşünsel yapısına katılıyor. İrwen, coğrafyanın yaşadığı şiddetle doğanın sürekliliğini birlikte ele alıyor. Bellek, özgürlük ve yüzleşme üzerine yoğunlaşan yapıtlarla zaman geçirmek isteyenler için sergi güçlü bir durak. Mekândaki akışın diğer çalışmalarla ilişkisini takip etmek, seçkinin temel sorularını anlamaya yardımcı olabilir. Ziyaret, hangi hikâyelerin görünür kaldığını ve hangilerinin aktarımla yaşamayı sürdürdüğünü düşünmeye alan açıyor.

Tarih: 15 Eylül–21 Kasım 2026.
Mekan: Zilberman İstanbul.

 

PİLOT: Eve Dönüş ile Yeni Bir Karşılaşma Alanı

PİLOT, yeni mekanındaki ilk sergi Eve Dönüş ile uzun yıllardır birlikte çalıştığı sanatçıları buluşturuyor. Seçki, her sanatçının kendi sorularına odaklanan eserleri yan yana getiriyor. Yapıtlar arasındaki ilişkiler, farklı üretim biçimlerine alan tanıyan esnek bir yapı içinde gelişiyor.

Serginin düşünsel çerçevesinde Heidegger’in “Gestell” kavramı yer alıyor. Dünyayı nasıl algıladığımızı ve anlamlandırdığımızı şekillendiren yapılar, eserler arasındaki ilişkileri düşünmeye yardımcı oluyor. Bu yaklaşım, izleyicinin bakışını yönlendiren koşulları da gündeme getiriyor. Eserlerin birlikte bulunma biçimi, serginin anlam üretimine katılıyor.

İnsan, doğa ve teknoloji arasındaki ilişkiler; kutsal ile gündelik arasındaki gerilim ve zamanla bellek arasındaki bağlar seçkide öne çıkıyor. Farklı mecralar, bu başlıkları kendi araçlarıyla ele alıyor. Böylece ziyaret, yapıtlar arasında yeni bağlantılar kurmaya açık bir deneyime dönüşüyor. Galerinin yeni dönemini takip etmek isteyenler için “Eve Dönüş”, eylül ajandasının anlamlı buluşmalarından biri. Uzun soluklu sanatçı ilişkilerini yeni bir mekânda görmek, galerinin geçmişiyle geleceğini birlikte düşünmeye fırsat sunuyor. Beyoğlu’ndaki rota, bu durakta farklı sanatçıların sorularını aynı çerçevede izlemeye açılıyor.

Tarih: 17 Eylül–31 Ekim 2026.
Mekan: PİLOT, Beyoğlu.

 

Shiva Zahed Gallery: Not Yet Gone ile Görüntünün Açık Kalan Anlamları

Shiva Zahed Gallery, üçüncü sergisi Not Yet Gone ile İran’da yaşayan yedi sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi seçkide yer alıyor. Sanatçılar, görüntüyü tek bir anlamla sınırlandırmayan üretimlere duydukları ortak ilgi çevresinde buluşuyor.

Fotoğraflar, geçmişin izleriyle bugünün deneyimlerini aynı alanda topluyor. Gerçekleşmemiş gelecek ihtimalleri de bu karşılaşmaya katılıyor. Böylece imge, farklı zamanların üst üste geldiği bir düşünme alanına dönüşüyor. Tanıdık olanla yabancı hissettiren arasındaki gerilim, serginin duygusal tonunu belirliyor.

Seçki, hatırlamanın sabit bir süreç olarak ele alınamayacağını düşündürüyor. Görüntüyle her karşılaşma, yeni çağrışımları ve anlamları mümkün kılıyor. Fotoğrafın bellekle ilişkisini merak edenler için sergi, Beyoğlu’ndaki eylül rotasına dikkat çekici bir durak ekliyor. Yedi sanatçının farklı üretimlerini birlikte izlemek, ortak soruların değişen görsel karşılıklarını yakalamayı sağlıyor. Bu yaklaşım, ziyaretçiye kendi deneyimlerinden hareketle eserlerle bağ kurma alanı da tanıyor. “Not Yet Gone”, bir görüntünün içinde hangi zamanların yaşamayı sürdürdüğüne odaklanan bir buluşma sunuyor.

Tarih: 18 Eylül–7 Kasım 2026.
Mekan: Shiva Zahed Gallery, Beyoğlu.

 

Ruzy Gallery: Tersane İstanbul’da Arne Quinze İmzası

Ruzy Gallery, Contemporary Istanbul katılımında uluslararası bir sanatçı seçkisini izleyiciyle buluşturuyor. Arne Quinze, Anne von Freyburg, Pablo Tomek, Peter Cvik, Danyil Rovenchyn ve Marta Syrko, programdaki isimler arasında. Çağatay Odabaş, Studio Pinprick, Tomo Campbell ve Tom Fellows’un eserleri de galerinin fuar seçkisinde yer alıyor.

Katılımın dikkat çeken çalışmalarından biri, Arne Quinze’in Lupine Alpestris adlı anıtsal heykeli. Sanatçının Türkiye’deki ilk kamusal alan yerleştirmesi olan eser, 2022 tarihini taşıyor. Üç buçuk metre yüksekliğindeki alüminyum heykel, Tersane Heykel Parkuru’nda izleyiciyle buluşacak.

Yapıt, Jaume Plensa ve Sheikh Rashid Al Khalifa gibi sanatçıların eserleriyle aynı rota içinde ilişki kuruyor. Böylece fuar ziyareti, galeri stantlarından açık alandaki heykellere uzanıyor. Çalışma, Ruzy Gallery ile Quinze arasında Türkiye’de gelişecek iş birliğinin ilk adımı olarak da önem taşıyor. Fuar programını planlarken bu durağa ayrıca zaman ayırmak, seçkinin mekânla ilişkisini izlemeye fırsat verebilir. Galerinin B Holü’ndeki standı ile heykel parkurunu birlikte değerlendirmek, farklı ölçeklerdeki üretimleri karşılaştırmak için iyi bir ziyaret planı sunuyor.

Tarih: 24–27 Eylül 2026.
Mekan: Contemporary Istanbul, Tersane İstanbul; Ruzy Gallery: B Holü, 143 numaralı stant. Heykel: Tersane Heykel Parkuru.