• 16 HAZİRAN Pazar 11:17
  • HV

Bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda anlamsızca bir sorun oldu mu hareket sisteminizde?

Uzm Fzt İlkay Koç
Uzm Fzt İlkay Koç
Yayın Tarihi : 29-04-2024 20:54

İnstagram: @egzersizce_

Mesela merdiven çıkarken ön çapraz bağını yırtan var mı aramızda?

Ya da bir sabah bacak ağrısıyla uyanıp kalan ömrünü bacağındaki ağrıyla geçirecekmişçesine uzun süre bu ağrıdan kurtulamayanımız var mı?

Bir yolculuk sonrası ilk kez hissettiğiniz ama bundan sonra geçmeyen bir tutukluk hissi, ya da uzun bir çalışma sonrası gelen ve yine gitmek bilmeyen, kendini sıkça hatırlatan uyuşmalar?

Anlamsız gelen ne şikayetiniz varsa bedeninizde, anlamı aslında oldukça derin ve bir anlasanız, o kadar anlamlı ki aslında.

17 yıldır klinikte danışanlarıma birebir manuel terapi hizmeti veriyorum. Öyle farklı semptomlar gördüm, öyle öznel hikayeler dinledim ve o kadar değişken çözümler uyguladım ki. Bir şeyden kesinlikle emin olabilirsiniz,
 

‘EĞER BEDENİNİZDE HERHANGİ BİR SEMPTOM HİSSEDİYORSANIZ, BU BEDENİNİZİN SİZE BİR ŞEYLERİN AKSADIĞINI ANLATMA ŞEKLİDİR.’

Beden bu, derdi tasası elbette olur. Elbette kasımızı fazla kullandığımızda tutulur. Elbette çok ayakta kalırsak bacaklarımız yorulur. Mutlaka fazla yük taşıdığımızda omurgamız şikayet eder. Ancak bir insanın bedeninde sebebi anlaşılamayan ve fiziksel yüklenmeye bağlı olmayan semptomlar da olur.

Fiziksel yüklerle, kazalarla, travmalarla oluşan doku yaralanmalarının günümüz modern tıbbında çözümleri eskiye oranla çok daha hızlı ve kalıcı. Eskiden çözümü olmayan büyük sorunların artık çok daha kolay çözümleri de var. Hatta bilim insanları elektronik alandaki gelişmeleri biyolojik alana yansıtmayı o kadar iyi başardı ki, yapay zekalı anjiyografi artık bedene iğne dahi sokmadan yapılabiliyor.

Ancak zor kısım, ortada herhangi bir doku yaralanması ya da travma yokken ortaya çıkan çok şiddetli ağrı ve disfonksiyonları anlamak ve çözmek. Bilin bakalım ben hangi alanda çalışıyorum?

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bedende yaralanma da ağrı da durduk yere olmaz. Hepimizin bir yüklenme kapasitesi var. Aslında bu yalnızca fiziksel bir kapasite de değil. Yüklenme kapasitesi, insanda 3 boyutlu bir kavram. Bu 3 boyutgenel olarak insanda; fiziksel, fizyolojik ve psikososyal boyutlar. İlk olarak eğer bedenimizde bir yaralanma olduysa, yaralanan dokumuzun yüklenme kapasitesi herhangi bir yönden aşılmış demektir. Biz buna öncelikle fiziksel yükler açısından bakalım. Diyelim ki dokularınız son derece sağlıklı. Ancak büyük bir kaza yaşadınız ve aniden, çok şiddetli bir yüke maruz kaldı dokularınız. O halde kemik bile kırılabilir. Kaslar yırtılabilir, ve elbette pek çok farklı doku daha farklı şekillerde hasar görebilir. Böyle bir kazadan sonra oluşan doku yaralanmaları da tamamen iyileşebilir ya da bazı cerrahi müdahaleler gerektirebilir. Buna kimse şaşırmaz.

Ama bazen dokuyu küçük bir kuvvet de yaralayabilir, büyük bir kuvvet yaralamayabilir de. Bunu belirleyen diğer 2 boyuttaki koşulların ne alemde olduğudur. Yani bedeninizdeki mukavemet tek bir açıdan kendini belirlemez. Mukavemetimiz yüksekse, bu bizim dokularımızın fizyolojik olarak sağlıklı olduğu ve psikososyal açıdan da kendimizi iyi hissettiğimiz ve tam bir iyi olma halini temsil ettiğimiz anlamına gelir. Bunu ben söylemiyorum. Ünlü profesör George L. Engel söylemiş.

George L. Engel (1913-1999, Psikiyatrist)

Çok da doğru söylemiş. Engel’e göre, insan 3 boyutlu bir varlık. Biyolojik olgularda yani bedeninde yaşadığı sorunlar sadece yaralanmalara bağlı değil. Semptomlar yaşamasına sebep olan tek şey fiziksel yaralanma da olamaz. Psikososyal sorunlar da yaşayabilir, ve bu sorunların izleri yine bedende semptomlar oluşturabilir. Hatta insan  tüm boyutlarda iyiyse ‘wellbeing’ mümkündür. Yani herhangi bir boyutun sorun yaşaması diğer 2 boyutun da işleyişini bozacaktır. Bu da iyi olma, ya da hastalık durumunu belirleyen ana ögedir. Kronik ağrı ya da anlamsız düşük yüklerle gelen yaralanmalar da hasta olma durumunu getirir. Bu durumların ve sistemik hastalıkların çözümleri, bedenin işleyişini ve bu derin boyutlarını anlamayı gerektirir.

Bu güzel bulgu ben ve benim gibi biyopsikososyal model çalışan sağlık profesyonellerini düşünce ve karşımızdaki kişinin semptomlarını anlama konusunda bambaşka bir yere sürükledi. Artık bedende yaşanan semptomlara sadece ‘Acaba neresi yaralandı?’ diye değil,

 

‘ACABA BU SEMPTOM BİZE NASIL BİR MEKANİZMA ANLATMAK İSTİYOR?’ diye bakıyoruz.

Anlamsızca gelen sorunların altında, sorunu iyice anlamaya çalışarak çok anlamlı mesajlar buluyoruz. Bu mesajı bize ileten, sorunu yani semptomu belirleyen sinir sisteminiz. Ve bilin bakalım duygu ve düşünceleriniz de hangi sistemde işlem görüyor? Elbette sinir sisteminiz.

Korkmayın, biz sinir sisteminizin dilini anladık. Siz semptomlarınızı anlattıkça biz de kodu çözüyoruz. Ama anlamak ve değişmek elbette sizin elinizde.

3 farklı boyutumuz var. Bedenimiz bizim bu dünyadaki hayatımızı icra etme enstrümanımız. Bedenimizde olan tüm olaylardan haberdar dahi değiliz. Saniyeler içerisinde milyonlarca kimyasal reaksiyonu haberimiz dahi olmadan gerçekleştiren bu mükemmel makinayı önemsemiyoruz bile. Oysa sorun yaşadığımızda bütün suçu bedenimizdeki fiziksel sorunlarda arıyoruz. Peki ya sosyal açıdan nasılız? Ya zihnimiz ne durumda? Bu sistemi anlamak ve kendimizi 3 boyutlu görmeye başlamak ne çok derdimizi ortadan kaldırır, ne çözümsüz sorularımızı yanıtlar bilir misiniz?

Bırakın yorganı yastığı suçlamayı, sinir sistemini dinlemeyi öğrenin. 3 boyutumuzla tanışmak için yazacağım bir sonraki yazımı. Şimdilik,

Sevgi ve sağlıkla..

  • Etiketler