• 13 ŞUBAT Cuma 07:07
  • HV
Advert

Uzbaş Arboretum: Urla’da Yeşeren Bir Hafıza Alanı

Beyza Nur Türkoğlu
Beyza Nur Türkoğlu
Yayın Tarihi : 04-02-2026 13:31

Geçtiğimiz günlerde Urla’da, Kenan Erçetingöz’ün YouTube çekimi vesilesiyle, 2.000 dönümlük devasa bir araziye yayılan Uzbaş Arboretum’daydık. Binlerce bitki türünün arasında, patili dostlarımızla birlikte Can Ortabaş ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj, bana yalnızca bir mekanı değil; doğaya dair daha derin bir bakış açısını da deneyimleme fırsatı sundu.

Uzbaş Arboretum, “arboretum” kavramının içini gerçekten dolduran, hatta bu kavrama Türkiye’de yeni bir anlam kazandıran nadir örneklerden biri. Dünyanın farklı coğrafyalarından getirilen bitkilerle, Anadolu toprağında yetiştirilen türlerin yan yana var olduğu bu alan; ziyaretçisine sıradan bir geziden çok daha fazlasını vaat ediyor. Burası yalnızca gezilip görülecek bir doğa alanı değil, bilinçli bir şekilde geleceğe bırakılmış yaşayan bir yeşil miras.

1996’da Atılan Bir Tohumun Hikayesi

Uzbaş’ın hikayesi 1996 yılında atılan bir tohumla başlıyor. Bugün geldiği noktada ise bu tohum, yalnızca toprağa değil; botanik bilimine, peyzaj ekonomisine ve yeşil turizme uzanan güçlü kökler salmış durumda. 2.000 dönümlük bu geniş alanda, 52 türde 250.000’in üzerinde palmiye yetiştiriliyor. Akdeniz palmiyelerinden tropikal ve subtropikal türlere kadar uzanan bu çeşitlilik, Uzbaş’ı kendi alanında lider bir marka haline getiriyor.

7.000 metrekarelik serasında ise Türkiye’nin endemik bitkilerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelen özel türler korunuyor, geliştiriliyor ve yaşatılıyor. Daha önce Anadolu toprağıyla hiç tanışmamış bitkilerin bu coğrafyada kök salabilmesi için yürütülen bilimsel çalışmalar, Uzbaş’ın yalnızca üretici değil; aynı zamanda botanik bilimine katkı sunan bir yapı olduğunu da ortaya koyuyor.

Can Ortabaş’ın Vizyonu ve Arboretumun Ruhu

Can Ortabaş’ın vizyonu, arboretumun her köşesinde kendini hissettiriyor. Burada karşılaştığınız her ağacın, her bitkinin bir hikayesi var. Büyük bir emekle, sabırla ve bilgiyle işlenmiş bu alanın içinde yürürken insan kendini bir masalın içindeymiş gibi hissediyor. Doğayla kurulan bu ilişki estetik bir hayranlığın çok ötesine geçiyor; neredeyse manevi bir bağ kuruyor ziyaretçiyle.

Bu yaklaşım, Uzbaş Arboretum’u yalnızca bir bitki koleksiyonu olmaktan çıkarıp yaşayan bir bitki müzesine dönüştürüyor. İlhamını tabiattan, gücünü toprağın kendisinden alan bu alan, doğayla kurulan ilişkinin ne kadar derin olabileceğini hatırlatıyor.

Öğreterek Gezdiren Bir Deneyim

Deneyimin en keyifli anlarından biri ise arboretumu golf araçlarıyla gezme imkanı sunan turlar. Elinizde kahvenizle bu geniş arazide dolaşırken, yalnızca bakmıyor; gördüğünüz bitkiler hakkında detaylı bilgiler ediniyorsunuz. Doğayla temas burada pasif bir izleyicilikten çıkıyor, bilinçli bir keşfe dönüşüyor.

Zeytin Ağaçları, Palmiyeler ve Sessiz Bir Hatırlatma

Uzbaş Arboretum’un en çarpıcı detaylarından biri, dünyanın en büyük yedi zeytin ağacından üçününe ev sahipliği yapması. Bunun yanı sıra bambular, oya ağaçları, çöl bitkileri, “maymun çıkmaz” olarak bilinen özel türler ve pek çok endemik bitki, ziyaretçiye görsel olduğu kadar düşünsel bir zenginlik de sunuyor. Bu çeşitlilik, doğanın ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar korunmaya muhtaç olduğunu sessizce hatırlatıyor.

Doğadan Üretime Uzanan Bir Döngü

Arboretumun showroom alanında ise farklı reçel çeşitleri, zeytin ve zeytinyağları ile el yapımı seramik ürünler yer alıyor. Doğayla kurulan ilişkinin üretime, yerel değerlere ve emeğe dönüşmüş halini görmek, bu deneyimi daha da anlamlı kılıyor. Uzbaş’ta her şey bir döngünün parçası gibi: toprak, bitki, emek ve zaman.

Ayrılırken Kalan His

Uzbaş Arboretum’dan ayrılırken geriye kalan his şu oluyor: Burası yalnızca bitkilerin değil; emeğin, sabrın, hafızanın ve geleceğe dair sorumluluk duygusunun da yeşerdiği bir alan. Urla’da doğaya biraz daha farklı bir gözle bakmak, bitkilerin dilini dinlemek ve yavaşlamak isteyen herkes için kaçırılmaması gereken bir durak.

Küçük Bir Not

Uzbaş Arboretum’un içinde bir restoran yok; iyi ki de yok. Burası dikkati dağıtmayan, doğayla baş başa kalmaya davet eden bir alan. Zaten Urla’nın çevresi, bu ziyaretin ardından keşfedilecek güzel duraklar konusunda fazlasıyla cömert.

Arboretum, pazartesi günleri kapalı. Salıdan pazara, 10.00–18.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Giriş ücreti 250 TL. Alanın büyüklüğü göz korkutmasın; isterseniz yürüyerek, isterseniz golf arabalarıyla ağır ağır dolaşabiliyorsunuz. Zaten burası hızlıca tüketilecek bir yer değil. Tam anlamıyla, yaşayan bir bitki müzesi.