Anadolu mutfağını şehirde yeniden tanımlayan mekanlar arasında Kiva Galataport, son dönemde mutfağında attığı adımlarla dikkat çeken adreslerden biri. Özellikle meyhane kültürünü klasik kalıpların dışına çıkarıp daha rafine bir çizgiye taşıyan yaklaşımı, Kiva’yı sadece keyifli bir akşam mekanı değil, aynı zamanda güncel gastronomi sahnesinin güçlü oyuncularından biri haline getiriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise mutfağın başındaki isim, Çağla Sökesoğlu var.

Kiva’yı uzun zamandır seviyoruz; hem Kiva Bomonti şubesiyle hem de Galataport’taki dinamik atmosferiyle her zaman favorilerimiz arasında yer aldı. Ancak bu sezon, mekanın mutfağında hissedilen değişim çok daha belirgin. Çağla Şef’in dokunuşu, menünün tamamına net bir şekilde yansıyor. Kısa sohbetimizde de bunu anlamak zor değil; yaptığı işe tutkuyla bağlı, Kiva’yı sahiplenen ve bu bağı her tabağa yansıtan bir şef.
Daha önce Kilimanjaro Bomontiada’da güçlü bir mutfak dili kuran Çağla Sökesoğlu, şimdi Kiva’da bu dili daha yalın ama çok daha derin bir noktaya taşımış. Menüdeki en önemli fark ise mevsimselliğin ve ürün kalitesinin çok daha net hissedilmesi. Her tabak, gereksiz dokunuşlardan arındırılmış; sade ama etkisi güçlü.
Yeni Menüde Öne Çıkanlar

Şefin özellikle önerdiği lezzetlerle başladık. Zeytinyağlı kereviz, portakal suyuyla zenginleştirilen yapısıyla minimal ama karakterli bir tabak. Dengesi çok iyi kurulmuş; ne fazla baskın ne de silik. Ardından gelen pancar, hem lezzeti hem de sunumuyla menünün en güçlü başlangıçlarından biri.

Sarımsak ve arpacık soğan tabağı ise menünün en yaratıcı işlerinden. Izgarada karamelize edilen bu ikili, üzerine eklenen isot ve hafif zeytinyağıyla bambaşka bir boyuta taşınıyor. Basit bir fikrin doğru teknikle nasıl derinleştiğinin çok iyi bir örneği.

Ana yemekte tercihimiz Niğde tava oldu. Kuzunun sırtından hazırlanan bu tabak, Anadolu mutfağının o tanıdık ama giderek kaybolan lezzetlerini hatırlatıyor. Yumuşak dokusu ve yalın lezzetiyle, menünün en güçlü tabaklarından biri olarak öne çıkıyor.
Kiva’nın Yeni Dönemi
Kiva’nın en güçlü tarafı, köklü meyhane kültürünü korurken onu bugünün beklentilerine uyarlayabilmesi. Bu da mekanı sadece nostaljik bir deneyim olmaktan çıkarıp yaşayan, dönüşen bir gastronomi alanına dönüştürüyor.
Galataport şubesi ise bu deneyimi ambiyansla tamamlıyor. Deniz kenarında, şehrin temposunu hissettiren ama aynı zamanda konfor alanı yaratan bir atmosfer. Uzayan sofralar, iyi seçilmiş bir rakı kavı ve detaylara özen gösteren servis… Tüm bunlar birleştiğinde Kiva, yine bildiğimiz o güçlü kimliğini koruyor.
Ancak bu kez fark yaratan detay çok net: mutfakta daha cesur, daha net ve daha karakterli bir yaklaşım var. Çağla Sökesoğlu ile birlikte Kiva, tanıdık olanı daha rafine bir noktaya taşırken, İstanbul’daki meyhane sahnesine de yeni bir standart getiriyor.
