Sedef Türker
Tüm yazıları ART OF FOOD Sedef Türker sedef@gecce.com 01 Ekim 2015 15:50

Aranan huzur Datça’da bulundu

Ve birden tüm sesler kısılıyor, konuşan sadece uzun yollardan yepyeni umutları ayağımın altına getiren narin dalgalar. O dalgalar sanki ruhuma vuruyorlar. Aldığın yeni kararın içine sindiği an vardır hani; uzun zamandır dualarında gezinen o haber gelir sonunda.. Minicik ışığı gördüğün anlar gibi, birden bire huzura adım atarsın. Artık sesler bir gürültüden çok daha fazlasıdır senin için, kalbinden giden yükü aklında unutmuştur tamamen.. Kısacası aradığın huzuru bulmuştur ruhun. Ben uzun zamandır aradığım huzura, geçtiğimiz hafta Datça’da rastladım, oturduk karşılıklı, bunca yıldan, yoldan sonra kırmamız gereken iki lafın beli vardı elbet.. Sohbetin sonunda şuna karar verdim; bir gün senin bir misafirin değil, senden biri olacaktım Datça!

Peki beni bu karara iten ne mi? İşte size ufak ufak anılarla, iyisiyle kötüsüyle harika bir Datça kaçamağı..

Datça size şimdilik çılgınca bir tatil deneyimi vaat etmiyor.. Öyle Bodrum’un kalabalığı, Antalya’nın heyecanı, Çeşme’nin bol çeşit mekanları yok burada. Öyle aşırı bir hazırlığı, süslenmeyi de kaldırmıyor burası. Oradan oraya kendinizi kaybetmeyi, eve döndüğünüzde birkaç gün kendinize gelmek için dinlenmeyi de gerektirmiyor. O yüzden Datça’ya bu gözle bakmadan, tamamen benliğinizle okumanızı tavsiye ederim bu yazıyı..


Uzun zamandır okumak isteyip, okuyamadığınız kitap gibi..

Tek ihtiyacım hayatın üstüme yüklediklerinden olabildiğince uzaklaşmaktı. Fark etmeden her saniye biraz daha yoruluyoruz. Hayatın bizden, bizim hayattan beklentimiz zorlayıcı derecede yüksek. Es vermek en büyük hakkımız. Bedenin kadar iyi bakmak zorunda olduğun bir eşlik edenin daha var; o da ruhun. Bende ruhuma iyi gelen yerlere gitmeyi tercih ettim, ruhumu güzelleştiren insanlar tanıdım, onların yüzüne bakmayı tercih ettim, onlarla bu yola çıkmaya, onlarla yürümeye karar verdim; mutlu olduğum kadar yaşayacağımı biliyorum çünkü.. Bir gün bir huzur girer hayatınıza, aynanız olabilmeyi başaran, daha önce nerelerde olduğunu düşünmeye başladığınız; artık alınan her nefes daha da derinleşmiştir. Hayatın anlam kazandığını hissetmeye başladığım bir anda kendimi Datça’da bulmam bir tesadüf değildi; hayatta hiçbir şeyin rastgele kurgulanan bir hikaye olmadığı gibi. Farkında olmanıza yardımcı olacak, sırtınızdan yükü çıkartıp yere koymanızı sağlayacak nacizane bir önerimdir size Datça; hatta burayı yaşamadan ölmeyin tavsiyesini verebilecek kadar derinden etkiledi beni..


Yolculuk başlasın!

Hava yolunu tercih edenlerdenseniz Dalaman’a iniyorsunuz; buradan bir araba kiralamanız tatilinizi kolaylaştıracaktır, uçaktan indiğiniz anda kiralama şirketleri karşılıyor zaten sizi. Araba işine girmeyenlerdenseniz, havaalanından Datça’ya sizi huzur dolu bir 2,5 saat bekliyor demektir. Datça Transfer’e gitmeden önce rezervasyonunuzu yaptırıyorsunuz. Uçaktan indikten sonra en fazla 1 saat bekliyorsunuz ve sonrasında biraz dolambaçlı olsa bile manzarasıyla büyüleyen bir yola çıkıyorsunuz. Daha bu yolculuktayken bahsettiğim huzuru anlamaya başlayacaksınız. Datça Transfer sizi merkezde indiriyor, sonrasında size tatilin keyfini çıkartmak kalıyor..

Müzik ruhuna dokunurken, hayatları, insanları, yolları geride bırakıp geçen araba yolculuklarını seviyorsanız da, İstanbul’dan yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sizi bekliyor olacak.

Gökova Körfezi’nde bir durup huzuru içinize çekmeyi de unutmayın bu arada! Mavinin yeşille karışık tonlarına uzaktan bir bakın derim.. Tatil boyunca bu renklerin bir parçası olacaksınız.

Yavaş şehrin yavaş insanlarına sevgiler..

Derdi gürültüyü unutun, karmaşanın, stresin, acelenin, telaşın en ufak zerresi bile yok, bol bol gülen yüzle karşılaşacaksınız. İnsanları, metropolün despotluğuna alışanlar için son derece rahat kalıyor. Yetişmeye çalışmıyorsunuz çünkü burada yetişmenizi bekleyen bir hayat var. Knidos’ta batırmanı bekleyen bir güneş var, keyfini çıkarmak gereken koylar.. Balını ye, bademini mutlaka al yanına. En güzel Can Yücel’lerini koy bavuluna mutlaka…

Nerede kalmalı?

Datça’da öyle büyük oteller, her şey dahiller yok.. Seçenekleriniz butik oteller ve sevimli apartlar ile dolu. Şehir merkezinde, Datça’nın kalbine daha yakın olmayı tercih ettiğim zamanlarda Kumluk’ta bulunan Veziroğlu Apart’ı tercih ettim. Temizliği, güler yüzlü çalışanları, geniş odaları bir yana öyle bir manzarası var ki.. Tüm tatili burada geçirsem bile olurdu aslında! Minik ve başarılı bir işletme.. Merkezde olduğunuz için akşamları yürüme mesafesi avantajıyla gezebiliyorsunuz. Gündüz ise Datça’nın meşhur koyları gezmekte hiç zorlanmıyorsunuz.


Nerede kalmamalı?

İyisini anlatıldığı kadar kötüsüne de değinmek gerek.. Karaincir Koyu deniziyle sizi büyüleyecek, Datça’ya 18 km uzaklıkla muhteşem bir cennet parçası. Altından kumu, mis gibi yeşili, berrak bir mavisi var.. Karaincir Koyu’nun güzelliği bir yana dursun, burada bulunan bir butik otel var ki, tatilde gerginlik istemeyeceğinizi düşündüğüm için uyarmak istiyorum: Palm Bay Beach Hotel! Muhteşem bir koyu seçmişler, butik otelin görünürde hiçbir sorunu yok, odaları güzel güzel döşemişler, sevimli bir havası olduğunu düşünüyorsunuz. Ama birkaç gün geçtikten sonra aksilikler tümüyle sizi bulmaya başlıyor. Özellikle yemekler.. Bu muhteşem doğa güzelliğine asla yakışmayacak lezzetler önünüze seriliyor. Altı üstü basit bir makarna yemek istedim mesela; taş gibi.. Çalışanları uyarıyorsunuz, şefi uyarıyorsunuz; size ters ters bakışlar atmakla yetiniyorlar. Oda temizliği ise tam bir fiyasko.. Kısacası; muhteşem bir koyda, rezalet bir işletme.. Keyfinizi kaçırmamak için ufak bir öneri yapmak istedim.

Güne lezzetli bir başlangıç: Cafe Inn


Datça Merkez’de, gün içinde mutlaka uğradığım mekanlardan biri Cafe Inn. Günün her saatine uygun lezzetleriyle dikkat çekiyor. Kumluk Yolu üzerinde, denizin hemen kenarında, sıcak ve samimi ambiyansıyla sizi saran bir mekan. Özellikle huzur ve lezzet dolu kahvaltı sofraları için birebir! Çalışanlar sanki aileden biri, o kadar samimi, o kadar içten, o kadar gülen gözlü.. Sohbetleri, muhabbetleri, neşeleri, enerjileri asla bitmiyor. Kocaman masalar, rahat koltuk ve sandalyeleriyle tam bir keyif kahvaltısı havasına hazır olun. Mekana attığınız ilk adımda o samimiyeti hissedeceksiniz zaten. Her masada mutlaka gazeteniz, derginiz sizi bekliyor. Siz keyifle göz gezdirirken satırlara, kahvaltınız yavaş yavaş gelmeye başlıyor önünüze. Mekana uyum sağlayan, sevimli sunumlar çıkıyor karşınıza. Zeytini peyniri, mis gibi kokan domatesi salatalığı, sıcacık yumurtası çayı, çeşit çeşit reçelleri balı.. Bir kahvaltı sofrasından beklediğiniz her şey, bir anda önünüze serilmeye başlıyor. Taptaze, çıtır çıtır börekleriyla aşk yaşayacaksınız. Meyveler ise hep en tazesinden.. Şiirle bezenmiş Datça’nın şiir gibi mekanı kısacası. Bol kahkaha, çok huzur.. Keyfe kusur olacak hiçbir sorun yaşamıyorsunuz. Kahvaltı bitiyor, sonra şöyle bir yayılıp kahvenizi yudumlamaya başlıyorsunuz. Ve bu harika Cafe Inn serüveninden sonra günün geri kalanına bomba gibi hazırlanmış oluyorsunuz..

Huzurun şerefine kurulan sofralar

Renklerine aşık oldum: Dutdibi Fish Mekan


İşte Datça’nın en keyifli anlarına geldi sıra..

Güneşin son demleri değmeye başlıyor önce tene. Birden çok daha dinginleşiyor tenine tuzu karışmış deniz. Gün yavaş yavaş vedasına başlıyor. Aydınlığın karanlık yüzü kendini gösteriyor, tüm kırmızılığıyla. Saçına değen o yumuşak havası denizin sana huzuru altın tepside sunuyor adeta. Ve sen niyetini etmeye başlıyorsun keyfin, oturuyorsun anason kokan sofrana..


Dutdibi Fish Mekan, gündüz plaj olarak kullandığı sahilini güneşin batmasıyla birlikte beyaz masa sandalyeleri ile doldurmaya başlıyor. Mavi ve beyazın uyumu burada da çıkıyor karşınıza. Ayağının altında incecik altın kumlar, kulağında yankılanan yumuşak karaya vuruş çırpıntıları eşliğinde.. Son derece butik, şık ve rahat. Aydınlarmaları son derece hoş gözüküyor göze. Minik dekorasyon ayrıntılarıyla güzelleştirmişler bu sahili. E durum böyle olunca bir an önce sofraya oturup lezzetleriyle tanışmak istiyorsunuz. Mezeler daha siz mekana girmeden vitrinde yerlerini almış seçilmeyi bekliyor zaten. Buradan seçiyorsunuz ve geliyor bir bir sofranıza. Mezeler ve ara sıcaklarla başlayan lezzet serüveniniz mis gibi balıklarla devam ediyor. Keyfinize kalkıyor her kadeh; dosta, dostluğa, aşka, sevene, gidene, hüzünlene, hüzünlendirene.. Kısacası hayatın şerefine diyorsunuz burada. Siz keyfinizi Dutdibi’ne bırakın, o gerisini hallediyor.

Kumluk’ta farklı bir seçenek: Maradona

Sahibiyle özdeşleşen bir Datça klasiği karşınızda.. Biraz daha samimi, biraz daha salaş bir seçenek. En özel özelliği lezzetine doyum olmayan balıkları, mutfağına taze olmayan tek parça giremiyor. Hem hijyen hem de tazelik açısından içinizden en ufak bir soru işareti bulunmuyor.

Mekanın mimari Akif Fidan, renkli kişiliği ve keyfine düşkünlüğüyle dikkat çeken bir mekan sahibi. Lezzet konusunda oldukça iddialı ve yeniliklerin peşinde, sohbetli keyifli biri. Misafirler onu mekanda görmeyi seviyorlar. Yemeklerini yiyen, tatlı meyve aşamasını bitiren misafirlerinin masalarını bir bir dolaşıyor, sohbet ediyor, keyiflerinin yerinde olup olmadığını kontrol ediyor. Arif Bey kadar tüm Maradona personeli de son derece ilgili, saygılı ve güler yüzlü. Kumlar üzerine koydukları masalarıyla heyecan verici, samimi bir ortam yaratmayı başarmışlar. Mezeler konusunda sahilin en iyi yeri diyebiliriz. Balıklar her zaman özenle seçiliyor ve mutfakta yoğun bir çalışma sonucunda ortaya çıkıyor. Datça’ya gelip meşhur Maradona’sına uğramadan gitmeyin derim.. Lezzetin bu halini mutlaka denemelisiniz.

Cennetin yansıması: Palamutbükü

Dünyaya koylarıyla ününü salmış bir yer Datça. Palamutbükü, mavi ve yeşilin romantik bir buluşması gibi.. Renklerin büyüsüne kapılıveriyorsunuz. Tonlar hemen etkisi altına alıveriyor sizi. Huzuru yeşilliklerden, enerjinizi masmavi sulardan alıyorsunuz. Kendinizi Datça sularının kollarına bıraktığınızda ise sarılmak istiyorsunuz içinde bulunduğunuz suya.

Palamutbükü’nde çok sayıda küçük işletme ve oteller mevcut. Sahil boyunca minik plajlar yerleşmiş durumda, hemen birkaç adım ilerisinde ise lezzet dolu restoranlar ve en arkasında ise minik oteller..

Palamutbükü’nün dikkat çekeni: Mavi Beyaz Otel


Daha koya inmeden, yoldan baktığınızda bile hemen fark ediyorsunuz onu. Bembeyaz boyanmış duvarlarını, tatil mavisi pencereleri tamamlayan çok tatlı bir butik otel. Otelin dışı kadar odalarıda son derece tatlı. Sahil kısmında ise aynı özeni göstermişler. Doğanın mucizesini doğru bir şekilde değerlendirmeyi başaran işletmelerden biri.

Palamutbükü’nün denize en yakını: Yalı Suites Hotel


Güne gözlerini denizin maviliğinde açmak isteyenlere, harika bir öneri.. Özenli ve güler yüzlü hizmetin hakkını tam anlamıyla veriyorlar. Odalar son derece şık ve tertemiz. Evdeki konforun çok daha ötesine geçmek isteyenlerin aklında bulunması gereken bir işletme. Yemeklerde ise oteldeki başarı son hızıyla devam ediyor. Masanıza taze olmayan hiçbir ürün gelmiyor. Işıl ışıl parıldayan, renkleriyle ruhunuza dokunacak bir mekan..


*

İşte böyle bir huzurdu aradığım, onu da buldum.

Tatil sonunda önünde diz çöktüğünü fark edeceksin huzur dolu anlara. Olduğun gibi, içinden geldiği gibi.. Nefesi en derinden aldığını, kalbini sonuna kadar açtığını anlayacaksın. Dünyayı tüm telaşlarından uzak, ağır ağır döndüreceksin burada.

Ve bir daha geleceksin!

En sevdiklerine anlatacaksın Datça’yı; onlarla tekrar gelmek istediğini söyleyeceksin.

Ve geleceksin de..

*

Objektifinden benim için yarattığı mucizeler için fotoğraf sanatçısı annem Püren Türker’e, gezi rotasını güzelleştiren babama, Datça’nın bana kattığı tüm güzel insanlara, kadeh kaldırdığım arkadaşlarıma, masaya vurduklarıma, huzuruma eşlik edene, pamuk kalplilere ve bu huzuru yaşamaya niyetlenenlere teşekkür ederim.

Yine gidelim..
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece geccemekan.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.
Bağlantılar: datça

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz