Nusr-Et'in hedefi: Dünyanın en iyisi olacağım

Bostancı kasaplar çarşısından Londra’ya kadar uzanan bir başarı öyküsü onunki. Nusr-Et Steakhouse’a imzasını atan ve son zamanlarda sosyal medya hesabından paylaştığı videolarla tüm dünyanın diline pelesenk olan Nusret Gökçe, 14 yaşında girdiği iş hayatında nasıl 34 yaşında fenomen haline dönüştüğünü Hürriyet Gazetesi Yazarı Ayşe Arman ile yaptığı röportajda anlattı...

22 Ocak 2017 14:13
Nusr-Et'in hedefi: Dünyanın en iyisi olacağım
İşte Nusret Gökçe'nin başarı öyküsünü anlattığı röportajdan bazı kesimler...

Nusret, bütün dünya seni konuşuyor. Ne diyorsun?
- “Allah” diyorum, ne diyeyim...

Nasıl açıklıyorsun bu durumu?
- Valla, açıklayamıyorum. Instagram’a bir video koyuyorum, 7 milyon kişi izliyor. 2 milyon takipçiye ulaştım, düşün. Yolda yürüyemez oldum, herkes benimle selfie çektiriyor. Anneler, “Oğlum mutfağa giriyor, bonfile yapıyor, sizin gibi tuzluyor ve videosunu çekip YouTube’a yüklüyor” diyor. Dünyanın en çok izlenen talk show’larında benden bahsediliyor.

“ ‘Nusret’ deyince, ‘Türkiye’ diyorlar. Bu hoşuma gidiyor. ”

Bu geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
- “Nusret” deyince, “Türkiye” diyorlar. Bu hoşuma gidiyor. Bir Türk kasabı olarak, sunduğum etle, bir dünya markası olmak istiyorum. Eskiden insanlar, “Ben kasabım!” demeye utanırlardı. Şimdi herkes kasap olmak istiyor. Bu da hoşuma gidiyor. Ben garsonlarıma diyorum ki, “Sizden ilk beklentim, işinizi iyi yapmanız, çok iyi yapmanız! Bu, olmazsa olmaz! Ama sonra şu: Sıradan olmayın. Hepiniz, birbirinizden farklı olun. Kendinizden karakterler yaratın. Tertemiz olun ama isterseniz saçınızı uzatın, küpe takın, ilginç bıyık bırakın. Bir tarzınız olsun!” Bizim ekip böyle...

Yeni hedeflerin?
- Avrupa’nın hatta dünyanın en iyisi olmak diye bir durum var artık! Bir buçuk aya kadar Doha’da, sonra sırasıyla Londra ve New York’ta restoran açacağız. Çalışmaya devam. Çünkü benim asıl işim şov değil, et. Ette iyi olduğum için bütün bunlar oluyor. Fakat sadece işimi iyi yapmam da yeterli değil. Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yaptığın işin bir hikâyesi olması gerekiyor. O hikâyeyi satman gerekiyor, insanları büyülemen, ilgilerini çekmen gerekiyor. Hepimizin kendimizden bir marka yaratmamız gerekiyor. Yoksa kimseye ekmek yok! İnanılmaz bir rekabet var, sıyrılmanın yolunu bulacaksın.

Sosyolog gibi konuştun...
- (Gülüyor) Yok yahu! Ne sosyoloğu? İlkokul mezunu adamım ben. Eğitimim yok. Ama her şeyi çabuk öğrenen bir adamım. Zaman içinde de kendimi geliştirdim. Hâlâ uğraşıyorum. Ama nereden geldiğimi de hiç unutmuyorum.

İnsanlar bazen unutuyor olabilir mi?
- Olabilir. Sinir oluyorlar bana. Görgüsüz buluyorlar. İyi de kardeşim, ben bir maden işçisinin oğluyum. Annem-babam okuma-yazma bilmiyor. Maddi yetersizliklerden dolayı ben de okuyamamışım. Altıncı sınıf terk. Ama demek ki bir şeyler de varmış ki bende, su satarak, ayakkabı boyayarak iş hayatına atılmışım, 14 yaşında kasaba girmişim. Çırak olarak. Et benim tutkum oldu. Hakkımda atıp tutanların, bir ömür çalışamayacağı kadar çalıştım ben! Hâlâ çalışıyorum. Çalışmadan bir halt olmuyor. 34 yaşındayım, 20 yılda buralara geldim... Hiç de fena değil!

Peki kendine koyduğun hedef neydi? Zengin olmak mı, ünlü olmak mı? Tüm dünyanın tanıdığı bir adam olmak mı?
- Yok ya, ilk hedefim, yaptığım işi en iyi şekilde yapmak ve müşteriye de bunu yansıtmaktı. Günaydın’da çalışırken, “Ben dünya markası olacağım!” diye bir hedefim yoktu.

Ferit Şahenk’le ortak olmasaydın bu kadar hızlı ve çabuk büyüyebilir miydin?
- Benim bu hayatta üç tane şansım oldu. Ama ben de çok iyi değerlendirdim. Birincisi, Cüneyt Asan. Benim ustam. Onun yanında yetişmemiş olsaydım, bugün burada olamazdım. Kendisine çok teşekkür ederim. İkincisi şansım, Mithat Erdem. İyi ki ortak olmuşuz. Beraber bir yola çıkmışız. Birbirimizi tamamlamışız. Üçüncüsü de Ferit Şahenk. Bana güvendi ve destek oldu. Bugünlere geldik...


'Al Pacino ve Marlon Brando’dan ilham alıyorum'

Kim ne derse desin, seninki bir başarı öyküsü. Peki sence, neden sosyal medyada bir mesajın milyonlarca paylaşılıyor? Neden milyonlarca insan seni takip ediyor?
- Çünkü yapılmamış bir şeyler gösteriyorum. Orada, etle birtakım numaralar çeken bir adam görüyorlar. Ama el becerilerimi filan da görüyorlar. Bir de role giriyorum, karizmatik havalar basıyorum, kendimle dalga geçiyorum. E, hoşlarına gidiyor. Fark yaratıyorum yani. Millet, zaten oyalanacak bir şey arıyor, “Dur bakayım Nusret ne paylaşmış, biraz gülelim!” diyor.

Seninle dalga geçilmesi, ti’ye alınman canını sıkmıyor mu?
- Yok canım. Ben de kendimi ti’ye alıyorum. Ne var bunda? Dünyadaki pek çok insan da kendisiyle dalga geçiyor. Bizim ülkemiz kasıntı dolu. Sosyal medyanın bu kadar ciddiye alınacak bir tarafı yok.

Bir sosyal medya ekibin mi var? O videoları kim çekiyor?
- (Gülüyor) O anda bizim garsonlardan hangisi boştaysa, o çekiyor. Fikri buluyorum, birinin eline telefonu veriyorum, çekiyor. Benim menajerim yok, PR’ımı yapan yok, akıl danıştığım biri yok, her bi haltı kendim yapıyorum.


Aslında sektöre büyük bir faydan var...

- Sadece sektöre değil, bence turizme de var. İnsanlar İstanbul’a geldiğinde, uçaktan inip daha bagajlarını otele bırakmadan Nusret’e geliyorlar. Böyle söyleyince de, “Amma ukala adam, kendini övüyor!” diyorlar. Ukalalık ya da kibir değil, gerçeği söylüyorum. Dubai’ye açtık mesela, Araplar ölse ayakta beklemez. Bir ay sonraya rezervasyon vereceksin, “Tamam” diyecekler. Demezler! Ama burada da böyle bir durumumuz var. Rezervasyon yaptırmalarına rağmen gelip, bir saat de bekliyorlar. Ama biliyorlar ki değecek.

Bu işte başarının olmazsa olmazları neler?
- İnsan ilişkileri. Duygusal zekân gelişmiş olacak, empati yapabileceksin. Müşterine özel hissettireceksin. Müşteri olarak sen bir yere gittiğinde kendini özel hissetmek istemiyor musun? İstiyorsun. Sana isminle hitap edilmesini istiyorsun. Neyi nasıl sevdiğini bilmelerini istiyorsun... Her seferinde yeniden tekrar anlatmak istemiyorsun, sana evine gelmiş gibi davranılsın istiyorsun...

Niye bu kadar çok yerde restoran açıyorsunuz?
- Çünkü bir nokta geliyor, sen, istemesen de büyüyorsun. Diyorum ya, Türkiye’nin dünyada markalaşmış restoranı olmak istiyorum. Nasıl dünyanın her yerinde İtalyan restoranları var. Şahane bir Türk mutfağımız olmasına rağmen, markalaşmış bir restoranımız yok. Ben onu yapmak istiyorum işte. Seni marka yapacak, büyütecek, önünü açacak yerler de belli. İstanbul’da oldu, Dubai’de oldu, şimdi sırada Londra ve New York var...

'Türkiye'nin Dünya Markası olmasını istiyorum'

Senin icat ettiğin, imzan haline gelen et türleri neler?
- Birincisi spagetti, ikincisi lokum, üçüncüsü kafes, dördüncüsü Nusret spesiyal. Beşincisi ise Asado. Bunlar benim pişirme tekniklerimle, benim koymuş olduğum isimler.

Restoranlarındaki ekipleri sen mi kuruyorsun?
- Evet. Garsonundan komisine, kasiyerinden barmenine kadar tek tek hepsini ben. Hepsi en az benim kadar çalışkan. İyi maaş alıyorlar, jakuzili villada yaşıyorlar. Ama onların da bütün hayatı iş. Başka türlü olamaz.

Çalışma arkadaşlarında en çok neye dikkat ediyorsun?
- Başta işi çok iyi bilmeyebilirler. Bunun önemi yok, yeter ki heyecan duysunlar.

İnsan yetiştiriyor musun? Yoksa bildiklerini sır olarak mı saklıyorsun?
- Bir tane Nusret var ama 8-10 tane restoranımız var. Her yere yetişme şansım yok. Sağlam, bilgili, güçlü arkadaşlarımız olursa benim işim hafifler, daha başarılı oluruz. Tabii ki öğretiyorum.

Neden hâlâ masa masa dolaşıyorsun?
- Çünkü biliyorum ki bu işte, “Ben yaptım oldu” diye bir şey yok. Hizmet sektörü başka şeye benzemez. 364 gün çok güzel yemek çıkarırsın, çok güzel servis yaparsın. Bir gün moralin bozuktur, bir şey olmuştur, insanlar sana der ki, “Nusret hiç beğenmedim. Sen bozmuşsun!” 364 günün hepsi çöpe gider o bir gün yüzünden.

O tuzlama hareketi nasıl çıktı?
- Kendiliğinden oldu aslında. Gerçek bir hareket o, hava olsun diye yapılmış bir şey değil. Bir imza. Benim imzam. Tablo yapıyorsun, tabloya son dokunuş gibi düşün. Ete de son dokunuş, eti kutsuyorum.

Kaynak:hurriyet.com.tr
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece geccemekan.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz