Gecce Gurme Kurulu üyesi yazar Ali Esad Göksel yazdı

Gecce Gurme Kurulu'nun değerli isimlerinden Ali Esad Göksel, bu hafta Habertürk Cumartesi'ndeki köşesinde keyif dolu bir yazı paylaştı..

27 Haziran 2015 13:36
Gecce Gurme Kurulu üyesi yazar Ali Esad Göksel yazdı
Pasifik kıyısı mutfağı

İstikamet,Filipinler’in 12 milyonluk büyük, nemli ve sıcak başkenti... THY’nin sefer başlattığı Manila nasıl bir yer mi? İşte size birkaç ipucu...

Merak içindeyim. 7107 ada. Tam tamına yedibinyüzyedi ada! Gezgin ruhumu bu denli kışkırtan bir hal... Nadirdir, için için hayallere dalmışım. O ada senin bu ada benim turlayıp duruyorum.

Sahi “Gauguin” gibi takılsam o renk cümbüşünü görmek bana da nasip olur mu? Ne de olsa deniz aynı deniz. Pasifik Okyanusu’nun batısına yerleşmişiz. Hele o her dakika değişen ışıklar... Cennet böyle bir yer olmalı.
Kano ile önümüzdeki adaya yaklaşınca şarkılar yükseliyor. Bembeyaz kumların üstüne yayılmış kadınlar. Rengârenk bir çiçek bahçesi gibiler. İrice bambu yaprakları ile örtünmüşler. Son bir gayret, tam sürat kumsala çıkıyor kanom... Tezahürat, renk, neşe tavan. Daha ne olsun?

Fakat tadına varmaya kalmadan, iki adet motosikletli miğferli şahsiyet, sirenlerle teşrif ediyor. Sahil güvenliktenlermiş. Kâbus gibi: “Vizen var mı?” diye sarsıyorlar. Bakın çok rica ediyorum. Yanınızdakini tembihleyin. Böyle bir rüyadan kim uyanmak ister?

Manila uçağındayım. THY’nin yeni hattı... Daha çok taze. Topu topu 3-4 sefer yapılmış. Kabin amiri, yanımdaki kıza “Uyandırmasak” demiş. Ama kızın başka bir tezi var: “Uyansın, yemek yesin...” Sonra “şudur budur” diyebilir. Doğruya doğru...

Beni uyandırdığı için homurdanıyorum: “Şudur, budur” diye... Neyse ki mönü baştan çıkarıcı. Mahmur bir aksanla soruyorum: “Bu yemekler ilk sefere mi mahsus?” Hayır öyle değilmiş. Berdevam yani...

YAN YANA OTURAN PAYLAŞMALI

Yanımdaki Amerikalı kız ne varsa silip süpürüyor. Bir de hız kesmeyip bana sormaz mı: “Apfelstrudel’i yiyecek misin?” Ne diye servis arabasından istemez... “Yan yana oturanlar paylaşmalı” imiş. Fesüphanallah! Kızımıza “Elmalı tarçınlı Viyana Demel mamulatı” devrolunuyor...

Neyse ki şirin bir California’lı... Ağabeyini ziyarete gidiyormuş. Filipinler bir “expat” cenneti. Uluslararası şirketlerin gözbebeği. Birleşmiş Milletler oturumu misali Manila. Dünyanın dört köşesi burada...
Hatasız ve noksansız servisle 10 saati hissetmediğimiz seferin sonundayız. Tekerlek koyduğumuz Manila Havaalanı’na bayılıyorum. Bir bilin neden? Soğutma sistemi rakipsiz de ondan. Eskimoları getirip içeri koysanız, emin olun sıla hasreti çeken çıkmaz.

Benim bu güzelliği algılamam iki adımda oldu... Bavulumu bagaja vermediğim için jet gibi dışarı çıktım. Fakat o da ne! 35 derece sıcaklık ve yüzde 80 nem. Ani ve kıvrak bir hareketle tekrar içeri döndüm. Kapıdaki polis de halden anlar çıktı, dertleşiyoruz: Galatasaray, Şampiyonlar Ligi....

OKYANUS KIYISI MUTFAĞI

Nihayet başkentin içindeyiz. Manila çok kalabalık ve büyük. Toplam nüfusun kaba hesap yüzde 15’i burada, bir diğer yüzde 15’i de yurtdışında çalışıyor. Geri kalan 70 milyon ise 7 bin adaya dağılmış. Ha, şu da var: O bize müşkül iklim var ya... Bitkiler için ideal.

Zaten Filipinler dünyanın en zengin bitki örtüsü ve florasına sahip. Ve güzel olanı da şu: Üzerine titriyorlar! Bu çeşitliğin mutfağa yansımaması düşünülebilir mi?

Filipinler “Pacific Rim” diye adlandırdığımız “okyanus kıyısı mutfağı” ile hız kesmiyor. İşin içinde Malezya, Çin ve elbette Tayland var. Bir de yüzyıllarca birlikte yaşadıkları İspanyollar.

Buraya kadar çok güzel. Ya sonrası? Gelelim Amerikalılara! Sair etkileri geçelim ama Amerikalıların mutfaktaki etkisi tek kelime ile acıklı...

DOWNTOWN UÇAK PİSTİ

Daha jet-lag devam. Pür dikkat etrafa bakınıyorum... Manila nasıl bir yer mi? Bir ipucu... Sağ tarafta fiyakalı bir binanın altında ışıl ışıl bir showroom. “Steinway”, neresinden baksanız 500 metrekare bir yer. Sanat galerisi gibi düzenlemişler. Doğrusu da bu. O kuyruklu piyanolar birer sanat eseri... Bakın bu İstanbul’da yok!

“Tamam geldik” diyorlar. Küçücük zarif bir bina. İki katlı, art deco etkileri... Havaalanının uçuş kulesi imiş. Ne bu şaka mı? Hayır. 1950 yıllarına dek havaalanı burası imiş. Sonra taşımışlar. Burayı da uyanık bir muhterem satın alıvermiş. Flight Control, olmuş lokanta. A1 pisti, olmuş bulvar. Ya geri kalan? Canım o kadarını da tahmin edin. Rezidans, otel ve alışveriş merkezi...

Bizim “rasat kulesi” fiyakalı bir yer. Müşteriler, yabancılar ve “Manila güzelleri”... Böyle yerlerin mutfağı vasat olur. Malumunuz... Eğer gerçek bir mutfak görmek istiyorsanız adres bellidir. İlki mahalli eşrafın gittiği moda olmayan yerleri bulmalısınız. İkincisi ise daha kolay esnafın karnını doyurduğu lokantalar, aşçılar... Bir son ipucu daha. Balıkpazarı’nın içine, yakın halesine bakınız...

İSTANBULLU FRANK MANİLA’DA

Mahalli mutfak için şehri çok iyi bilen, size saklı adresleri ifşa edecek biri lazım. Onu da buldum: Frank Reichenbach. Frank benim 15 yıllık yakın bir dostum. İstanbul’daki otel müdürlerinin duayeni. Hanımı da Manilalı bir ressam... Gelecek ay Manila’ya taşınıyorlar. Bu herkes için zor bir karar...

Frank’i çok ama çok özleyeceğim. O da İstanbul’u... Ama bir karar aldık: Her sene en az bir kere buraya gelecek. Bir söz de benden: Bir kere adalara uçacağım...Yani demem şu: Artık Manila’da ne istediğimi bilen ve bana diyecek bir adamım var... Manila’da yapamadığım şeyler içimde ukde kaldı: Biri bit pazarı ve antikacılar seferi! “Yok ki” dediler. Hiç olur mu canım? İnanmıyorum. 12 milyonluk bir şehir...

İkincisi, bambu ve lotüs çiçeğinden yapılma mahalli kumaşlar. Son bir derdim de eski mimarileri. Yazık ki mimari miras yok gibi... Oysa kolonyal dönem binaları var olmalıydı. Onlara merakım var. Sonra mahalli malzemelerle varolan kırsal alan mimarisi... Bunlar için adalara uzanmak lazımmış. Gelecek sefere...

Takımaadaların kuzeyinde Vigan Şehri var. 2016 menzilim, Unesco İnsanlığın Kültür Mirası Listesi’nde kayıtlı. Kolonyal dönemde inşa olunmuş ne var ise, duruyor. Ayrıca istihbar ettim, el dokuması tezgâhları var. Daha ne isterim?

Bu seferin “Boracay faslı”nı hızlı geçeceğim. Çünkü kaldığım Shangri La şık ve hoş idi. Ama kabul ediyorum, bir “huysuz” olarak kalabalıktan hazzetmiyorum. Küçük, sade, basit ve karakterli olmalı... Bir de etrafını boş istiyorum... THY Manila-İstanbul uçağı tümü ile dolu idi. Şaştım kaldım. Daha yeni yola koyulmuş bir hat. Bu tam isabet! Yolcuların çoğu da yabancılar imiş. Tokyo transferi Balaban mütevazı ama yaman bir müdür...
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece geccemekan.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz